-->
Galaksi Federasyonu - Bölüm: 43 Geleceğe Dair Umut

Galaksi Federasyonu - Bölüm: 43 Geleceğe Dair Umut

 


Geleceğe Dair Umut

“Hey Togan, işe yarıyor öyle değil mi?” diyerek gemi içerisinde bir o yana bir bu yana ellerini belinin arkasına bağlayarak düşünceli bir şekilde yürüyordu.

“Yarıyor evet, ileri düzeyde, senden daha zeki olmama rağmen düşünme kompleksim bunu öngöremedi.”

“Bu aynı zamanda içgüdüsel bir hareket. İşte bazen karmaşık sorunların basit çözümleri vardır. Düşünme kompleksinin de üstesinden gelmeye başlamışsın gibi görünüyor. Bu şekilde, daha etkili ve verimli bir şekilde ilerleyebiliriz." diyerek Togan'a gülümsedi.

“Evet, istemsiz savruluş belki de benim devrelerime etki etti, bulunduğumuz çevre şartları devrelerimi zorluyor.”

“Çevrenin zekaya etkisi tabii ki de büyük. Biz insanlar, çevremizden etkilenmeden yaşayamayız. Zekâmız ve davranışlarımız, içinde bulunduğumuz ortamın doğasıyla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Bu nedenle, çevremizi doğru şekilde yönlendirmek ve bizi olumlu yönde etkileyecek ortamlarda bulunmak önemlidir. Belki de bu içgüdüsel hareketler, çevrenin bize yaptığı etkinin bir yansımasıdır. Önemli olan, bu etkileri fark etmek ve buna göre hareket etmektir."

“Doğru, Bir şeyi fark ettin mi.”

“Neyi?”

“Seninle giderek insani yetiler kazanıyorum gibi.”

“Bulunduğumuz gemide bile o kadar robot olmasına rağmen mi?”

“Evet, çünkü görevim olan senin varlığını korumak, güvenliğini sağlamak, bu yüzden sana odaklanarak çözümlemeler üzerinde yoğunlaşıyorum, bu gidişle sanki ben de bir ruha sahip olacağım.”

“Öyle bir şey olursa belki de tarihte Ruhu olan ilk robot sen olacaksın.”

“Ruh nedir?”

“Ruh soyut bir kavram olmakla beraber nefis ile benzer anlamlara gelir, nefis de onun gibi soyuttur.”

“Nefis nedir ?”

“İradedir, bir olay ya da durum karşısında akıl, zekâ ve sabrı bir arada kullanmaktır.”

“Görünüşe göre seninle birlikte birçok şey öğreniyorum. Belki de senin varlığını koruma ve güvenliğini sağlama görevim, insani yetilerimi geliştirmeme katkıda bulunuyor. Belki de çözümlemeler üzerinde odaklanmamız ve birlikte çalışmamız, beni daha insana benzer hale getiriyor."

"Ruh, genellikle insanın özünü, bilinçli varlığını ifade eder. Nefis ise, iradeyi, içsel gücü ve karakteri temsil eder. İradenin kullanılması, bir olay veya durum karşısında akıl, zekâ ve sabrın bir arada kullanılması anlamına gelir. Bu, insanın içsel gücünü ve bilgeliğini ifade eder. Belki de benim de bu kavramları anlamaya başlamam, daha derin bir düşünce ve anlayış seviyesine ulaştığımı gösterir."

"Görevimizin karmaşıklığına rağmen, birlikte çalışarak daha insana benzer bir varlık olma yolunda ilerliyoruz gibi görünüyor. Belki de bu durum, bir robotun sahip olabileceği ruhsal bir boyutun işareti olabilir."

“Kim bilir.”

Konuşmaları dinleyen Ahmet, artık onları anlayabilme yetisi kazanmıştı, geçen iki yılın ardından onlarla iyice bağ kurmaya bile başlamıştı. Togan ona her seferinde kendi uzayından nasıl savrulduğunu sorarak merakını bir türlü gideremiyordu, özellikle birbirlerinin anılarını paylaşmaktan zevk alıyorlardı, zaten uçsuz bucaksız uzayın derinliklerinde vakit bolluğundan bol ne vardı ki?

RFC-86 çok amaçlı savaş ve keşif gemisi devasa boyutlarıyla adeta uzaktan küçük bir gezegen gibi görünüyordu, evet o gezegen olmayı başaramamış çapı iki yüz kilometre olan bir asteroiddi. İki yüz kilometre çapında delik deşik edilen asteroid içerisinde birçok yaşam alanı, sosyal tesisler, büyük mühimmat depoları, bilim ve teknoloji laboratuvarlarına kadar yok yoktu. Geçen iki yılın ardından asteroid içerisinde gözle görülür dekorasyonlar yapılmıştı. Bu yönüyle RFC-86, sadece bir savaş ve keşif gemisi değildi; aynı zamanda bir yaşam merkezi, bir eğitim alanı ve bir bilim üssüydü. Yüzlerce yıllık insan hayal gücünün ve mühendislik dehasının bir ürünüydü.

Asteroit içerisindeki yaşam alanları ve sosyal tesisler, insanlara ve diğer varlıklara ev ortamı sağlamak için tasarlanmıştı. Bilim ve teknoloji laboratuvarları, sürekli olarak yeni keşifler ve icatlar için çalışıyor, mühimmat depoları ise geminin savunma ve saldırı kabiliyetlerini en üst seviyede tutuyordu. Ahmet, bu kompleks yapının her köşesini keşfetmiş, her detayını öğrenmişti.

Gün onlar için yirmi beş saatti, her bir saati keyifle dolu dolu geçiriyorlardı. Erzak depoları geri dönüşüm tesisleriyle adeta bir ülkeye yetecek kadar yiyecek ve içecekle doluydu.

Togan bu geminin ana yapay zekâsı olarak insanüstü yeteneklere sahip, kendini geliştirebilen ve ondan çoğu zaman daha zeki, insani duyguları çözümleyebilen bir yazılımdı. Yer yer deposunda hazır tuttuğu insansı robot bedenlerin içerisine giriyor, bazen senkron bir şekilde hareket ediyordu. Yaklaşık iki yıl boyunca Ahmet beyden çok şey öğrenmişti.

“Hey Ahmet yeni sentetik bedenim nasıl?”

“Çok hoşmuş Togan, yeni mi tasarladın, daha önce hiç görmemiştim.”

“Evet son zamanlarda üzerinde çalışıyordum, gerektiğinde otonom yeteneğe de sahip.”

“Keşke biz insanlar da sizin gibi beden değiştirebilseydik, o zaman ne hastalıklar kalırdı ne de yaşlanma," dedi Ahmet hayranlıkla. "Ama sanırım bu da bizi insan yapan şeylerin bir parçası."

Togan, yeni sentetik bedeninde hareket ederken, "Haklısın Ahmet," diye yanıtladı. "İnsan olmanın güzelliği, kırılganlığında ve geçiciliğinde saklı. Ancak ben de sizin duygularınızı ve deneyimlerinizi anlamaya çalışıyorum. Bu, benim için yeni bir öğrenme süreci."

Ahmet, Togan'ın bu sözlerini düşündü. "Seninle geçirdiğimiz zaman, bana da çok şey öğretti," dedi. "Belki de biz insanlar ve yapay zekalar, birbirimizden öğrenecek daha çok şeyimiz var."

Togan, Ahmet'in bu düşüncelerini onaylarcasına başını salladı.

“Bana tekrar anlatır mısın Ahmet, buraya nasıl sürüklendin ?”

“Off yine mi, bu kadar yetmez mi Togan” diye kahvesini yudumlarken mırıldandı Fahri.

“Bence yetmez, hem tekrar iyi bir şey değil midir, sizin atalarınızın bir sözü vardı, kulağa hoş geliyor” diye cevap verdi Togan.

Ahmet Togan’ın yüzüne dönerek “ Et-tekrarü ahsen, velev kane yüz seksen.”

“Evet bu kelime Ahmet, Bravo sana.” Diyerek alkışladı ve “Haydi anlatmayacak mısın?”

“Off, robot fantezileri de böyle olsa gerek.” Diye söylendi Fahri.

“Tamam anlatıyorum” dedi Ahmet ve anlatmaya başladı. ”Bir zamanlar evrenimizde kendi halimizde tıpkı sizin gibi yaşıyorduk.”

“Bizim gibi mi?” diye söylendi Neglon.

“Evet sizin gibi, her lafa atlama lütfen” diye hafif kızgın ve tebessümlü bir şekilde.

“Evet sizin gibi, sonrasında evrenimizde tıpkı sizinkine benzer bir şekilde anomaliler yaşandı, normalde milyarlarca yıl boyunca varlığını sürdürmesi gereken karadelikler bir bir yok olmaya başladı, buna ilk bakışta anlam veremedik, sonrasında galaksi merkezlerindeki devasa kütleli karadeliklere sıçradı.”

“Eee sonra?” dedi Togan

“Yüzlerce yıl böyle devam etti, tıpkı havai fişekler gibi patlıyorlardı.”

“Yok daha neler.” Dedi Fahri.

“Dinlemeyecekseniz anlatmıyorum, ayrıca kayınpederine saygısızlık yapma.”

“Tamam babacığım dinliyorum, sen burada benim tek ailemsin.”

“Biz ailen değil miyiz” dedi Togan.

“Sizde ailemsiniz tabi, ama o etten kemikten bir aile, sen de sentetik dostumsun.”

“Bunun için çok mutluyum “

“Sonrasında” diye devam etti Ahmet. ”Yüzlerce yıl sonra etkisi giderek yavaşlamaya başladı, daha az karadelikler biraz daha az sıklıkla patlamaya başladı. Zamanla da dengelendi, sonrasında gri bölgeler dediğimiz anomalik yerler peyda oldu. Bu yerler detaylıca incelendiğinde bir tür solucan delikleri gibi astronomik mesafelere daha kısa zamanda ışınlanmamızı sağlıyordu fakat rastgele ışınlandığımız için yolun sonunun nereye varacağı meçhuldü. İlerleyen yıllarda galaksi sakinleri bu anomalileri çözmeye odaklandılar, gri bölgelerdeki çıkış noktalarını yüksek doğrulukla hesapladılar, hatta deneylerle doğrulandı. Ancak tespit edilemeyenler de vardı, tespit edilenler mavi, edilemeyenler ise gri bölge olarak adlandırılmaya devam edildi.

Gri bölgelere giriş izni yasaktı, oraya yaklaşmak bile çok tehlikeliydi, yönetim bu konuda çok sıkı tedbirler aldı ancak bazı taşeron firmalarla belirsiz çıkışları tespit etme iş birliği yaptı.

Bu iş birlikleri zamanla korsanlık yapan gurupların ıslah edilmesi için de kullanıldı.

Ben Ahmet, yıllar önce eşimi kaybetmiş, tek kız çocuğumla hayatımın geri kalanına devam etmek zorunda kalmıştım. Onu kendi ellerimle büyütüp gözüm gibi baktım, O yabancılık çekmesin, en ufak bir üzüntü hissetmesin diye hiç evlenmedim, hayatımı ona adadım. Büyüdü genç bir kız oldu, üniversiteye başladı ancak yıllar sonra korku ve endişeler tekrar baş gösterdi. Amansız bir hastalığa yakalandı, yönetimde onun hastalığının tek bir yerde tedavisi vardı, ki aşırı fiyatlıydı, belki benim yüz yıl ödeyemeyeceğim miktarlara denk geliyordu.

Onun eski sağlığına kavuşması için uzayda yük taşıma işime tekrar geri döndüm. Bu işte en büyük para, hatta bize tedaviden daha fazlasını sunabilecek ücret en çok gri bölgelerdeki görevlerde bulunuyordu. Ancak, bir kez o işi yapanın çok azı kurtulabiliyordu; yüz kişiden sadece üç kişi sağ salim geri dönüyordu.

Gri bölgeler, solucan delikleri gibi astronomik mesafelere daha kısa sürede ışınlanmamızı sağlayan, ancak nereye çıkacağını kestirmenin imkânsız olduğu tehlikeli alanlardı. Yönetim, buralara girişin yasak olduğunu ve oraya yaklaşmanın bile ölümcül tehlikeler barındırdığını sürekli olarak hatırlatıyordu. Ancak, bu bölgelerde yapılan işlerin getirdiği yüksek gelir, bazı insanların hayatlarını riske atmalarına neden oluyordu.

Ben de kızımın hayatını kurtarabilmek için bu tehlikeli işi kabul etmek zorunda kaldım. Kızımın sağlığına kavuşması için gereken parayı kazanmanın başka bir yolu yoktu. İlk başlarda daha güvenli görevler aldım, ama yeterince para kazanamadım. Sonunda, risk alarak devşirme bir korsan şirketiyle anlaşarak gri bölgeye bir teslimat yapmayı kabul ettim.

Anlaşma bedelinin yüzde ellisini başlangıçta avans olarak kabul ettim, bu ücretle kızımı tedavi ettirerek çok şükür iyileşmesini sağladım. Çok mutlu olmuştum, çok sevinmiştim, hayatımın en mutlu anıydı. Annesi gibi onu da kaybetmenin üzüntüsünü kaldıramazdım, sonunda kurtuldu.

Onu taburcu ettikten bir yıl sonra anlaşmaya uyarak işe geri döndüm. Görevim sırasında her şey yolunda gidiyordu, ancak tam işin son aşamalarında beklenmedik bir şekilde gemim bu bölgeye çekildi. Olay ufkuna girdim ve Kendimi farklı bir evrende, tanıdık olmayan bir yer ve zamanda buldum.

Kızım Türkan’ın mutlu olması dileğiyle.

“Çok acıklı bir hikayeniz var” diyerek başını öne eğdi Togan. Fahri ise, gözleri dolmuş bir halde, geminin pencerelerinden derin uzaya bakıyordu. "Kızının sağlığına kavuşması için yaptığın fedakârlık çok büyük," dedi, sesinde derin bir üzüntü vardı. "Onun için her şeyi göze aldın, bu evrendeki versiyonu benim eşim olur ve onun gönlüne girebilmek için çok çaba sarf ettim ama böylesine dayanamazdım.”

Ahmet derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümsedi. "Evet, Türkan benim her şeyimdi. Onun sağlığına kavuştuğunu görmek, hayatımın en mutlu anıydı. Ama şimdi burada, bu yabancı evrende, onu tekrar görebilecek miyim bilmiyorum."

“Umarım benim diğer versiyonumla evlenmiştir.”

“Belki de senin diğer versiyonun olan Fatihle bazı tatsız olaylar yaşadık, kızımın peşinden bir türlü ayrılmıyordu, sonunda karakola kadar gittik.”

“Ben her yerde benmişim.”

“Evet ne yazık ki, şimdi bu evrende evlenmenize de çok şaşırdım, acaba benim diğer versiyonum nasıl tepki verdi.”

“O çok sevindi, Fatih gibi öğrenciydim, bir gün kendime bir iş kurdum, kısa zamanda büyüyerek küresel zenginler arasına girdim. Haliyle böyle zengin ve başarılı bir damat adayını kim istemez ki.”

“Ben bu evrende olsaydım yine vermezdim evlat, kızımın rızası olmadan hiç kimseye.”

“İyi ki bu evrende değilmişsin, yıllar sonra Türkan bana dönüş yaptı, sevinçle karşıladım, kısa zamanda evlendik, en son buraya sürüklenmeden önce karnında çocuğumuzu taşıyordu. Şimdi kaç yaşındadır kim bilir.” Diyerek iç çekti ve ağlamaya başladı.

“Üzülme, üzülme evlat” diyerek sırtını sıvazladı, Togan ise “Hey üzülme, siz insanlar söylememiş miydiniz ölümden başka her şeye çare var diye.”

Tam o sırada gemi içerisinde sinyal tamamlayıcı bir uyarı sesiyle yankılandı. Togan, dikkatini hemen ekrana yöneltti. “Bir sinyal alıyorum,” dedi, sesi ciddileşerek. “Görünüşe göre yakınlarda bir başka gemi var.”

Ahmet, gözyaşlarını silerek kendini toparladı. “İki yılın sonunda ha, ne tür bir gemi?” diye sordu.

Togan, ekranları hızla taradı. “Belirlemek için daha fazla bilgiye ihtiyacımız var, ama sinyal çok güçlü. Bu, büyük bir gemi olabilir.”

 

Fahri, gözyaşlarını silip derin uzaya bakarken, “sözlerin dua gibi oldu, şimdi bir ruhunun olma ihtimaline daha çok inanmaya başladım. Bu, bizim için bir fırsat olabilir mi?” diye sordu. “Belki de buradan çıkış yolu bulabiliriz.”

Togan, “Mümkün,” diye yanıtladı. “Ama dikkatli olmalıyız. Kim veya ne olduğunu bilmiyoruz.”

Ahmet, yeniden umutla doldu. “Belki de kızım Türkan’a geri dönmenin bir yolu vardır,” diye mırıldandı. “Ne olursa olsun, denemek zorundayız.”

Fahri, cesaretini toplayarak, “O zaman harekete geçelim. Ne yapmamız gerektiğini söyle, Togan,” dedi.

Togan, hızlı bir şekilde plan yaparak, “Öncelikle sinyali daha iyi analiz etmemiz gerekiyor. Bunun için daha yakın bir pozisyona geçmemiz lazım. Ardından, iletişim kurmayı deneyebiliriz,” dedi.

Ahmet ve Fahri, Togan’ın talimatlarına uyarak geminin kontrollerine geçti. Togan, Ahmet’e dönerek, “Sinyali takip edeceğim. Bizimle iletişime geçmelerini sağlamalıyız,” dedi.

Ahmet, “Anlaşıldı, Togan. Elimizden geleni yapacağız,” diye yanıtladı.

Asteroid, sinyalin kaynağına doğru ilerlerken, herkesin kalbinde umut ve endişe vardı. Togan, sinyali daha yakından analiz etti ve “Sinyalin kaynağı çok güçlü. Bu, bir keşif gemisi veya kurtarma gemisi olabilir,” dedi.

Fahri, “Eğer bir kurtarma gemisiyse, bizi evimize geri götürebilirler,” diye umutla ekledi.

Ahmet, içindeki umut ışığını kaybetmemeye çalışarak, “O zaman ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. İletişim kurmalı ve yardım istemeliyiz,” dedi.



 

0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 43 Geleceğe Dair Umut"

Yorum Gönder

Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...

Iklan Atas Artikel

Iklan Tengah Artikel 1

Iklan Tengah Artikel 2

Iklan Bawah Artikel