Galaksi Federasyonu - Bölüm: 96 Yeniden Buluşma
Anomali Mağdurları olan Fehmi, Bade-nuş, Kateri, Uysen,
Virtan, Leyda ve 2lt-08 Mürettebatı Natronların üretimi ve Aetherius’un
desteğiyle evleri olan samanyoluna nihayet ulaşmışlardı, bu sevinç tarif
edilemezdi, tıpkı Kaf dağının arkasına gidip oradan dönen insanlar gibi.
Fehmi, evi olan dünyaya geri dönmüştü. Yüz yıla yakın bir
zaman geçmişti; çocukları büyümüş, torunları olmuş, fakat babası artık yoktu yıldızlar
arasına karışmıştı. O uzun yolculuğun ardından, nihayet memleketi Düzce’ye,
doğup büyüdüğü topraklara ayak bastığında, gökyüzü alaca bir sabaha uyanıyordu.
Güneş, ufukta nazlı bir gelin gibi süzülerek göğe yükseliyor, bulutların
arasından süzülen ilk ışık huzmeleri kente huzur serpiyordu.
Fehmi, Türkan ve oğluyla birlikte bahçede otururken,
geçmişin ağırlığı ve geleceğin belirsizliği arasında bir denge kurmaya
çalışıyordu. Türkan’ın elini sımsıkı tutarak, uzun yolculuğunu anlatmaya
başladı:
"Yıldızlar arasında kaybolduğumuzda, zamanın nasıl
geçtiğini anlamadık. Natronların üretimi ve Aetherius’un desteği olmasaydı,
belki de hiç dönemeyecektik. Uzayın derinliklerinde, insanın hayal edemeyeceği
kadar büyük bir boşluk vardı. Ama her şeye rağmen, evimizi, sizi düşünmek bizi
ayakta tuttu."
Türkan, gözyaşlarını silerek Fehmi’ye daha da yaklaştı.
"Her gece yıldızlara bakıp seni düşündüm. Hep bir gün döneceğine
inandım," dedi. Oğulları ise sessizce dinliyor, babasının anlattıklarını
zihninde canlandırmaya çalışıyordu.
Fehmi, devam etti: "Yolculuğumuz sırasında birçok şey
öğrendik. Evrenin sırları, zamanın göreceliği ve en önemlisi, insanın
dayanıklılığı. Ama hiçbir şey, sizi yeniden görmek kadar büyük bir ödül
olamazdı."
Bu sırada, Babil’de Kateri, Bade-nuş ve Uysen, eski
evlerinin avlusunda oturmuş, geçmişi konuşuyorlardı. Kateri, nar ağacının
gölgesinde, "Babil’in ruhu hâlâ burada," dedi. "Ama zaman
değişti. Biz de değiştik."
Bade-nuş, duvarlardaki yazıtlara dokunarak, "Bu taşlar,
bizim hikayemizi taşıyor. Belki de bir gün, başkaları da buraya gelip bizim
izlerimizi bulacak," diye ekledi.
Uysen ise gözlerini kapayıp rüzgârın sesini dinledi.
"Geçmişle bugün arasında bir köprü kurduk," dedi. "Artık yeni
bir başlangıç yapma zamanı."
Bu arada, Keloğlan ve Ahmet Bey, federasyonun rehabilitasyon
merkezinde dinleniyorlardı. Uzun ve yorucu yolculuklarının ardından, fiziksel
ve zihinsel olarak toparlanmaları gerekiyordu. Keloğlan, Ahmet Bey’e dönerek,
"onlar ailelerine kavuştu, peki ya bizler," dedi.
Ahmet Bey, gülümseyerek başını salladı. "Bir gün
gelecek ve bizler de kavuşacağız keloğlan, onlar ermiş muradına biz çıkalım
kerevetine."
“Hayır daha ermediler Ahmet, federasyon bölünme tehlikesi
altında, savaşlar bir bir başladı, acaba bu jest yönetime fayda sağlayacak mı?”
Derken içeriye Aetherius girdi.
“Merhaba dostlarım, kalıcı bir fayda sağlamayacağını tahmin
ediyorum, ancak bizlere zaman kazandıracaktır, Natronları ve Astral Matris
düzlemini, tüm federasyon içerisinde büyük oranda ya da tamamen yaymak için iyi
bir fırsat, birlikte daha birçok kaybolmuş veya mağdur olmuş medeniyetleri kurtaracağız.”
Keloğlan yeni bir bedene ve güncel özelliklere kavuşmuştu,
ayrıca Aetherius tarafından kendisine sezgisel yetenekler de kazandırılmıştı,
konuşmaya katılırcasına bir soru sordu. "Peki ya savaşlar? Federasyon
bölünürse, her şey daha da karmaşık hale gelecek. Bizim yapabileceğimiz bir şey
var mı?" diye sordu.
Aetherius, derin bir nefes alarak, "Savaşlar kaçınılmaz
gibi görünüyor, ancak bizim amacımız barışı sağlamak değil, barışın temellerini
atmak. Natronlar ve Astral Matris düzlemi, insanlığın ve diğer medeniyetlerin
bir arada yaşayabilmesi için bir fırsat sunuyor. Eğer bu teknolojiyi doğru
kullanabilirsek, federasyonun bölünmesini engelleyebilir ya da en azından
yıkımı minimize edebiliriz," dedi.
Ahmet Bey, düşünceli bir ifadeyle, "Peki ya kaybolmuş
medeniyetler? Onları nasıl bulacağız ve kurtaracağız?" diye sordu.
Aetherius, gözlerinde bir parıltıyla, "Astral Matris
düzlemi, evrenin her köşesine erişim sağlayabilir. Kaybolmuş medeniyetlerin
izlerini takip edebilir, onları bulabilir ve onlara yardım eli uzatabiliriz.
Ancak bunu yapabilmek için federasyonun birliğini korumalıyız. Bölünme,
hepimizin sonu olur."
Keloğlan, Ahmet Bey’e dönerek, "O zaman ne yapmamız
gerekiyor? Nasıl yardımcı olabiliriz?" diye sordu.
Aetherius, onlara gülümseyerek, "Öncelikle,
rehabilitasyon sürecinizi tamamlamalısınız. Fiziksel ve zihinsel olarak güçlü
olmalısınız. Ardından, birlikte çalışacağız. Natronların üretimini
hızlandırmalı, Astral Matris düzlemini yaygınlaştırmalıyız. Federasyon içindeki
güvenilir müttefiklerimizle bir araya gelmeli, onları bu plana dahil
etmeliyiz."
Ahmet Bey, başını sallayarak, "Anladım. Yani bizim
görevimiz, bu teknolojiyi yaymak ve federasyonun birliğini korumak için
çalışmak," dedi.
Aetherius, onaylar bir ifadeyle, "Evet, tam olarak
öyle. Zamanımız kısıtlı, ancak doğru adımlarla başarabiliriz. Sizler, bu
yolculukta büyük bir rol oynayacaksınız."
Bu sırada, Fehmi, Düzce’deki evinde ailesiyle birlikte yeni
bir hayata alışmaya çalışıyordu. Ancak federasyondaki gelişmelerden haberdar
olmuştu. Türkan’a dönerek, "Belki de dinlenme zamanı değil," dedi.
"Federasyon tehlikede. Bizim de yapabileceğimiz bir şeyler olmalı."
Türkan, endişeli bir ifadeyle, "Ama Fehmi, daha yeni
döndün. Daha kendine bile gelemedin," dedi.
Fehmi, eşinin elini tutarak, "Biliyorum, ama eğer
federasyon çökerse, evimiz de güvende olmayacak. Benim bilgim ve deneyimim, bu
süreçte çok önemli olabilir," diye karşılık verdi.
Oğulları, babasına dönerek, "Ben de seninle gelirim
baba. Ne de olsa doksan yaşını geçtim bile Birlikte daha güçlüyüz," dedi.
Fehmi, oğluna gururla baktı. "Tamam, o zaman birlikte
hareket edeceğiz. Ama önce, Aetherius ile iletişime geçmeliyiz."
Türkan ise endişeli bir ifadeyle “Hayır, ikinizin kaybolma riskini
de göze alamam, biriniz burada kalsın.”
Fehmi Türkan’a yönelerek ona sarıldı ve başına yüzünü koydu.
“öyleyse ben yalnızca gitmeliyim, oğlumuz sana emanet hanımım.”
“Ne olur gitme, başka bir yolu yok muydu bunun, sana daha
yeni kavuştum.”
“Yeni Teknolojimiz Natronlar sayesinde artık her an
görüşebilir ya da buluşabiliriz, Gölümüz bir oldukça, uzaklar yakındır, bu
konuda hiç şüphen olmasın Canım eşim.”
Gözyaşlarını tutamamıştı, başını öne eğdi ve boynunda
sakladığı kolyesi içerisinde son buluşma portresi bulunmaktaydı, “Bunu yıllarca
sakladım, içerisinde İkimizin de son buluştuğu karavan gezisinde çektiğimiz
fotoğrafımız var, şimdi de sen sakla olur mu?”
“Sonuna kadar saklayacağım…”
Babil’de ise Kateri, Bade-nuş ve Uysen, kadim şehrin
sokaklarında yürümeye devam ediyorlardı. Ancak onlar da federasyondaki
gelişmelerden haberdardı. Kateri, diğerlerine dönerek, "Belki de burada
kalmamızın bir anlamı yok. Federasyonun yardımına ihtiyacı var," dedi.
Bade-nuş, başını sallayarak, "Haklısın. Bizim bilgimiz
ve deneyimimiz, bu süreçte çok değerli olabilir," diye ekledi.
Uysen, gözlerini kapayıp derin bir nefes aldı. "O zaman
hazırlanmalıyız. Babil’in ruhu, bize yol gösterecek."
FRC-86 asteroid uzay aracı ise bilim insanları tarafından
titizlikle inceleniyordu. Geminin teknolojisi, insanlık için yeni ufuklar
açabilirdi. Robotlar ise güncelleniyor, yeni görevlere hazır hale
getiriliyordu.
Fehmi, Düzce’deki evinde, ailesiyle birlikte yeni bir hayata
başlamaya hazırlanıyordu. Geçmişin izleri, onları her zaman takip edecekti, ama
artık geleceğe odaklanma zamanıydı. Türkan’a dönerek, "Artık buradayım,
uzay ve zamanın sınırlarını gördüm, zaman ve mekandan soyutlandık, korkma artık her şey daha güzel, federasyonu
ve geleceğimizi kurtarmak adına yeni hedefler belirledik, kaybolan herkes eğer
yaşıyorsa onları kurtaracağız.”
Türkan, Fehmi’nin elini sımsıkı tutarak, "Ben her zaman
seninleyim. Nereye gidersen git, yanında olacağım," diye fısıldadı.
Aetherius ekibe çağrıda bulunmuş ve onları kendi özerk
bölgesine davet etmişti. Aetherius-A adını verdiği ülkesinde her yer adeta bir
bilim ve teknoloji dünyasıydı. Birbirleriyle sohbet eden ve aileye sahip olan
üstün zekalı robotlar, uzay aracı inşa edenler, mikroskop başındakiler, kuantum
araştırmacıları, özel ekipman üzerinde çalışanlar, daha nicesi bu topraklardaydı.
Adeta geleceğin bir prototipi gibiydi. Her yer bilim, teknoloji ve insanlığın
sınırlarını zorlayan yeniliklerle doluydu. Şehirler, gökyüzüne uzanan devasa
yapılarla çevriliydi, sokaklarda insanlar ve robotlar uyum içinde yaşıyor,
birlikte çalışıyordu.
Aetherius, onları karşılamak için şehrin merkezindeki devasa
bir kuleye davet etti. Kulenin tepesinde, tüm ülkeyi gören bir gözlem platformu
vardı. Fehmi ve diğerleri, Aetherius’un yanına vardıklarında, onun etrafında
toplanmış diğer ekip üyelerini gördü: Kateri, Bade-nuş, Uysen, Keloğlan ve
Ahmet Bey. Hepsi, federasyonun bekası için oraya gelmişlerdi.
Aetherius, onlara dönerek, "Hoş geldiniz. Burada, evrenin sırlarını çözmek ve kaybolanları bulmak için çalışıyoruz. Sizlerin deneyimleri ve cesareti, bu mücadelede bize büyük bir güç katacak…"

0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 96 Yeniden Buluşma"
Yorum Gönder
Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...