-->
Galaksi Federasyonu - Bölüm:109 Tutsaklar

Galaksi Federasyonu - Bölüm:109 Tutsaklar

Cebir-A'nın yüzeyi, devasa ametist sütunların arasından fışkıran elektrik mavisi damarlarla çevriliydi. Bu çok garipti çünkü gezegen yüzeyini çevreleyen bir atmosferi yoktu, belli ki bir şey gezegenin iç yapısını etkilemişti. İniş aracının titreyen gövdesi, zemindeki kristal ağın üzerinde çatırtılar bırakarak ilerliyordu. Dışarıda, manyetik fırtınanın yarattığı ses ötesi uğultu, kabinin duvarlarını bir davul gibi dövüyordu. Koruma kalkanındaki çatlaklardan sızan parçacıklar, havada yanarak toz halinde elmaslar gibi dağılıyordu. Fahri, radar ekranına eğilmiş, ter damlayan alnını silerken dudaklarını ısırdı: "çok garip değil mi, bu gezegende hiç atmosfer yoktu?.”

Keloğlan'ın parmakları veri akışını takip ederken titredi. Haritada beliren boşluk, karanlık bir yıldız gibi yutucuydu. “Daha önce buraya hiç gelmedim ki, ancak şimdiye dek aldığım bilgilere göre gerçekten anormal.” diye mırıldandı.

Cebir-A'nın derinliklerinde donmuş bir uygarlık olduğu söylentileri, aniden Fahrinin zihninde canlandı. “Bir zamanlar burada sürgünlerin tutulduğu mülteci kampı vardı, fakat daha sonra onların Sagittirius-a’nın yüksek gama ışınlarına maruz kalma tehlikesine karşın yüzeyin derinliklerine taşındıklarını, zamanla da kendilerini derin uyku moduna aldıklarını duymuştum. Söylentilere göre farklı galaksilerden gelmişlerdi.”

O anda konsol ekranında yeni bir mesaj belirdi. Basit ama çarpıcıydı:

“Yardımınız bizim için önemlidir, yıllardır bu kapsüllerde uyuyorduk ancak bir şey bizi uyandırdı, buradan kurtulmak istiyoruz.”

Keloğlan hemen ekranın yanına yaklaştı, veri akışını inceledi. Haritanın derinliklerine düşen, daha önce hiçbir haritada işaretlenmemiş bir boşluk beliriyordu. Bu koordinatlar Cebir-A’nın yeraltı katmanlarında yer alan, neredeyse efsaneleşmiş bir bölgeyi gösteriyordu.

“Burası...” diye mırıldandı Keloğlan, sesi hem endişeli hem de meraklıydı. “Belki de bizden yardım isteyen. Veya... tuzağın ta kendisi.”

Dış fırtına şiddetini artırırken, aniden geminin altındaki yüzeyde bir ışık belirip yok oldu. Yörüngede bekleyen FRC-86 keşif gemisinden gönderilen destek araçlarının inişi başlamıştı. Atmosferin yırtıcı manyetik dalgaları arasında güç kalkanlarına sarılı, süratli iniş modülleri birbiri ardına zemine temas etti.

Neglon96, kaskının altındaki yapay gözlerinde turuncu bir ışık hüzmesiyle onlara baktı: "Kristal tepkimelerden kaçınmak için tek şansınız, kapsülün rezonans frekansını 9.7 seviyesinde tutmak. Bir saniyelik sapma... ve sizi oyukta eriyik silikaya dönüştürecek manyetik bir çöküm başlar…

“Zaman daralıyor,” dedi kaskının içinden yankılanan sesiyle. “Yeraltı tünellerine bu ekipmanlarla ulaşmanız daha güvenli olacaktır. Kendi başınıza ilerlemeye kalkarsanız, yüksek radyasyondan kaynaklı tepkimeler sizi saniyeler içinde içine yok edebilir.”

Fahri, kapsülün yarı saydam kabinine adım atarken iç geçirdi: "Yine de deneyeceğiz." Kapı, hava kilidi vızıltısıyla kapandığında, duvarlardaki holografik arayüzler maviye kesti. Keloğlan, elini titreşimli bir konsola dokundurdu: "Tarayıcılar, 200 metre derinlikte termal izler tespit etti. İnsan değil... ama hareket ediyorlar."

Fahri tereddüt etmeden yönlendirme kolunu ileri itti.

“Hazırlıklı olacağız,” dedi kararlılıkla. “Ya bir kurtuluş planına ortak olacağız... ya da birileri bizi kurtarana dek burada kalacağız.”

“Veri akışına göre orada biri ya da birileri bize ulaşmaya çalışıyor. Belki mağdurlarla temasa geçebiliriz.”

Neglon96, taşıma aracının arkasındaki yarı-saydam kapsülü işaret etti.

“Bu kapsül, üç yüz metrelik kristal zeminleri analiz ederek ilerliyor. Otomatik tarayıcılar, bilinmeyen enerji alanlarını devre dışı bırakmak için düşük frekanslı rezonans kullanıyor. Ama... orası hâlâ çok tehlikeli.”

Fahri yeraltına ilerlerken gözlerini kısa bir an gökyüzüne kaldırdı. Mor fırtınanın içinde parlayan yıldızlar git gide daha az görünüyordu.

“Neye niyet, kime kısmet, görevimizin dışına çıktığımızı görüyorsun, birilerini kurtarmak, Kim bilir yeni bir kapı açılır.”

Keloğlan gülümsedi. “Bende seninle varım Fahri, birlikte olursak o kapı ister kristal ister yıldız olsun… açılır.”

Araç koordinatlarda belirtilen alana doğru ilerliyordu, kazıcı araçlar hareket ederken oluşan duvarların Organikmiş gibi bükülen kuvars kütleleri, yarı saydam dokularında gölgelerin kaynaştığını gösteriyordu.

Keloğlan'ın nefesi buğulandı: "Bunlar tıpkı cinler gibi değil mi Fahri?”

Fahri ise başını sağa sola sallayarak “Hayır keloğlan, onlar daha çok tıpkı Batı Kanyelinde karşılaştığımız türden varlıklara benziyor, Bak, şu dalgalanmalara Tıpkısının aynısı!" Parmak ucuyla gösterdiği yerde, milyonlarca mikroskobik yüzey, ışıkla dans eden hologramlar yansıtıyordu.

Ani bir sarsıntıyla kapsül sağa savruldu. Konsoldaki alarm, kulak tırmalayan bir frekansta öttü: "Uyarı: Rezonans çakışması! 10 saniye içinde frekans ayarlanmazsa kalkan çökecek!"

Fahri, iki eliyle kontrol çubuğunu iterken dişlerini sıktı: "Manyetik bir girdap bizi çekiyor! Keloğlan, sol taraftaki harmonik jeneratörü devreye sok!"

Keloğlan'ın parmakları klavyede dans ederken, kapsülün dışındaki kristaller çığlık atarcasına çatırdadı. Bir enerji dalgası, duvarları yalayarak geçti ve arkalarında erimiş bir lav izi bıraktı. Neglon96'nın sesi parazitlenerek ulaştı: "...bunlar şuurlu hareket ediyor... tepki veriyorlar... geri çekilin...!"

Derinlerde, mor bir ışık hüzmesi yanıp söndü. Fahri, radarı işaret etti: "Bak! Sinyal kaynağı orada! 500 metre ileride bir boşluk var!"

Keloğlan, terle ıslanan saçlarını geri itti: "Ya bir tuzaksa?"

"O zaman tuzakçıyı da beraberinde patlatırız," diye gülümsedi Fahri, dümeni sonuna kadar iterek. “Başka çaremiz yok Keloğlan, Kanyelinde bu tür varlıkları bir türlü çözüme kavuşturamadık, belki de şu an bu işi halledebiliriz, ayrıca bak yukarıya, hiç gökyüzünü görebiliyor musun?.”

Araç asistanı Neglon: “Uyarı, geride açılan tünel ağzı ile olan bağlantı kaybedildi, tavan çöküyor,”

Kapsül, keskin kristal şeritlerin arasından slalom yaparken, ön camda çatlaklar oluştu. Keloğlan, arka taramalarda beliren ısı izlerine baktı: "Takip ediliyoruz! Kristal yapılar... enerji emiyor ve bizi kopyalıyor!"

Arkadan gelen iki parlak mızrak, kapsülün kalkanına saplandı. Her vuruşta, içerideki hava basıncı düştü. Fahri, acil durum koluyla yanıt verdi: "Rezonansı ters polariteye çeviriyorum. Hazır mısın?"

Keloğlan, ellerini titreşen enerji çekirdeğinin üzerine koydu: "Yap!"

Kapsül, kulakları sağır eden bir ultrasonik dalga yaydı. Tüneldeki kristaller, cam gibi kırılarak patladı. Takipçi formasyonlar, toz bulutlarına dönüştü. Fakat oluşan duman tekrar yoğunlaşarak eski yapısına büründü. Önlerinde, devasa bir enerji bariyeri belirdi. İçinden, insan siluetine benzeyen ama tamamen ışıktan dokunmuş varlıklar geçiyordu.

"Görüyor musun?" diye fısıldadı Keloğlan, gözleri parlayarak.

“Evet Kel kafalı, bu Kanyelinde karşılaştığım formlardan birinin ta kendisi.” bariyere doğru ilerlerken: "ölmek için çok gencim."

Kapsül enerji alanına temas ettiği an, her şey beyazlaştı. Zaman genişler gibi oldu. Fahri, konsoldaki ekranların eridiğini, Keloğlan'ın sesinin uzaklaştığını hissetti. Sonra...

...kendilerini dev bir jeodezik kubbenin içinde buldular. Tavandan sarkan sıvı kristal damlalar, yerdeki geometrik havuzlara düşerek müziksel notalar yayıyordu. Havuzun ortasında, insan boyutunda bir kristal heykel duruyordu. Heykelin göğsünde, FRC-86'nın mührü vardı.

“olamaz, bu bir yansıma mı yoksa, Frc-86’nın eski mürettebatlarından biri mi?”

Neglon96'nın sesi bu kez netti: "Tanımlama yapılıyor, veri analiz ediliyor, bunlar eski Kayıp mürettebat, hayır bu gerçek…”

Keloğlan, heykelin yanına diz çöktü:

“Bir zamanlar siz seçilmiştiniz.”

Fahri, mührü eline aldığında, zihnine bir bilgi seli aktı: eski kayıp mürettebat ile ilgili bilgiler giysideki sunucuya aktarıldı.

“Verilere göre sizler asteroidin eski mürettebatısınız, burada yaşadığınız olayları son anlarına kadar inceliyorum…

Olamaz, yüksek anomali dalgası burada da hissedilmiş, hem de bizlerden çok önce, sizler de bizim gibi gezegene aynı görev için inmişsiniz. Yüksek radyasyon sizleri burada öldürmüş…”

Neglon96 “Veri inceleniyor, yakınlarda uyutulan mültecilerin bulunduğu alan tespit edildi….”

Fahri, heykelin arkasına geçti. Dev bir duvar, yüzeyinde akan yıldız haritaları ve bilinmeyen bir dilde yazılmış denklemlerle kaplıydı. "Burası bir mezarlık değil," dedi yavaşça.

Fahri, titreyen ekranlardan yansıyan mavi koordinat ışıklarıyla aydınlanan kabinde parmağını haritanın üzerinde gezdirirken, "Kaya katmanları stabil değil, her saniye hesap değişiyor!" diye gürledi. Neglon96, mekanik kollarını konsola gömüp veri akışını hızlandırdı; yapay zekâsının monoton ama telaşlı sesi, "Tünel çöküş hızı: Saniyede 0,4 metre. İlerleme oranı yetersiz," diye yankılandı. Keloğlan ise arka koltukta, elindeki eski pirinç tılsımı ışıldatıp mırıldandı: "Toprak ana sırlarını kolay vermez… Ama bizim kazma küreğimizdeki niyet temiz!"

Aracın dışında, titanyum matkabın kopardığı taşlar yılan derisi gibi kabuklanıp geriye kıvrılıyor, karanlık adeta nefes alıp veriyordu. Her metre ilerleyişte, duvarlardaki kristal damarlar çatırdıyor, yeraltı rüzgârı ıslıklarını derinlerden yükselterek onları uyarıyordu. Fahri, terini silerken, "Neglon, enerjiyi zorla! Bu labirentte kaybolursak bir daha gün ışığı görmeyiz," diye hırladı. Neglon96'nın gözleri kırmızıya kavuştu, motorların uğultusu kulak zarlarını patlatacakmışçasına yoğunlaştı.

Keloğlan, aniden cebinden çıkardığı kuru üzümleri ön panele serperek, "Yol azığı paylaşılınca yol kısalır," dedi gülümseyerek. Fahri gözlerini devirdi ama bir avuç üzümü alırken dudaklarında istemsiz bir kıvrım oluştu. Saatler ilerledikçe, aracın içi tuzlu taş tozu ve yağ kokusuyla doldu; ekranlardaki yeşil çizgiler, bir kalbin atışı gibi titreşerek onları hedefine çekti. En sonunda, Neglon96'nın "Fraktal desen eşleşti… Hedef: 10 metre," demesiyle nefesler tutuldu.

Kristal galeriye adım attıkları anda kapsül, arka yöne doğru ağır bir çöküş sesiyle kilitlendi. Geri dönüş yolu kapanmıştı.

Neglon96 hemen iletişime geçti:

“Giriş tüneli göçtü. Geriye dönüş ihtimali: %2.9. Yerçekimi anomalisi artıyor.”

Fahri, omzundaki portatif tüfeği omzuna alıp dürbününe göz attı.

“Öyleyse dönüşü planlamayalım. Önümüze bakalım. 800 metre ilerideki o çıkıntı... siper olabilir.”

Keloğlan göz ucuyla baktı.

“Işık saçıyor… ama sıcaklık yok. Orası ya boş bir kabuk... ya da birilerinin gözetleme noktası.”

Yavaş ve temkinli adımlarla ilerlerken, zemindeki kristallerin altında kıvranan siluetler belirmeye başladı. Karanlık, altlarından aşağıya doğru akıyordu. Burası boş değildi.

Aniden sağ çaprazdan tiz bir ses duyuldu – sanki biri çivili bir yüzeyi avuçluyordu. Üçü de yere kapanarak savunma pozisyonu aldı. Sesin geldiği yerde, parmakları incecik ama krom kaplama metal gibi sert bir yaratık belirdi.

Gözleri yoktu. Ama onları görüyordu. Kesin.

Neglon96’nın silah nişangâhı bir anda devreye girdi:

“Şu an karşımızda duran... organik değil. Ama yaşayan bir şey. Adını bilmiyorum. Ama içindeki enerji, FRC-86 mürettebatıyla aynı frekansta. Bu... bir yeniden oluşum olabilir.”

Fahri diz çökerek nişan aldı ama tetiğe basmadı.

“Bir mülteci olabilir. Ya da bir mesaj. Konuşmaya çalışacağım.”

Yanına yaklaştı, tüm dil algılamalı çeviri frekanslarıyla ve yüksek sesle, yavaşça sordu:

“Buraya neden gömüldünüz? Yardım mı istiyorsunuz? Yoksa bizi durdurmak mı istiyorsunuz?”

Yaratık başını hafifçe yana eğdi. Ardından zemindeki kristaller birden aydınlandı ve bir görüntü yansıttı. Görüntüde, Cebir-A’nın yeraltında inşa edilmiş devasa bir uyku istasyonu vardı. İçinde yüzlerce kapsül, her birinde farklı ırklara mensup sürgünler...

Keloğlan, ekrana dokunduğunda hologram genişledi ve bir detay ortaya çıktı:

“Bu... bu kapsüllerden biri açık. Diğerleri hâlâ kilitli. Sadece biri dışarı çıkmış. Belki karşımızdaki o!”

Neglon96 o an tespiti yaptı:

“Evet. Şu anda etkileşimde olduğumuz varlık, kapsül no: 117-B’den çıkmış. İsmi kayıtlı değil ama hareketleri düşmanca değil.”

Tüm diller çeviri cihazı ile iletişim devam ettirildi.

“Merhaba, çağrınız üzere yüzey altına indik, ben ve ekibim sizlerle iletişim kurmak üzere buradayız.”

Varlık kendisini tanıttı. “kısıtlı veri yedekleme geri yükleme çipimden aktarılan bilgilere göre Bizler Andromeda sürgünleriyiz, galaksimizden kaçarak federasyonunuzun topraklarına sığındık, bir kısmımız da başka diyarlara kaçtı. Ardından yönetiminizin İmparatorlukla yapmış olduğu siyasi anlaşma yüzünden burada kamplarda tutulduk.”

Yaratığın sesi kristal duvarlardan yankılanarak çoğaldı, çevredeki holografik yüzeyler onun her kelimesini farklı dillerde yansıtmaya başladı:

“117-B kodluydum bir zamanlar. Şimdi adım yok. Hafızam, uyanmadan önceki dönemde yeniden yazıldı. Ama biliyorum… buraya gömülmedik. Buraya gömüldük.”

Fahri öne bir adım attı, tetiğe yakın ama saldırgan değil:

“Kim gömdü sizi?”

Yaratık, arkasında beliren diğer kapsülleri gösterdi.

“Sizinkiler. Federasyon. Resmî belgelerde burası bir sığınma merkeziydi. Ama gerçekte... bir karantina mezarlığıydı. Andromeda’dan gelen bizler, politik olarak ikinci plana itildiğimizde, başımıza yağan X ışınları bizleri birer birer yok etmeye başladığında ve hiçbir yere gitmemiz izin verilmediğinde buraya 'uyku' protokolüyle sevk edildik.”

Keloğlan irkildi.

“Ama… bu bilgi hiçbir veri bankasında yok. Bu tür bir uygulama yasaklanmıştı. hukuki protokoller gereği her sürgün danışmanlık ve rehabilitasyon hakkına sahiptir.”

117-B'nin gözleri karardı, kristal zırhı bir an titreşti.

“Volga protokolü… evet, bizim zamanımızda daha yürürlüğe bile girmemişti. Biz, o protokolün var olmasına sebep olanlarız.”

Neglon96’nın sesi devreye girdi:

“Bu bilgiyi doğruluyorum. FRC-86’nın gizli arşivinde, Sagittirius Kayıtları adlı bir dosyada Andromeda sürgünlerine dair belgeler var. Ancak... dosya sadece Komuta Seviyesi Alfa erişimi ile açılabiliyor.”

Fahri, çenesini sıktı.

“Komuta Alfa… o da sadece Galaktik Konsey başkanlarında var. Biz burada onların pisliğini temizliyoruz.”

Keloğlan yana eğildi:

“Yani buradaki yüzlerce kapsül... hepsi suçsuz olabilir? Ve biz, onları ölüme mi terk ettik?”

Yaratık bir adım daha attı. Ses tonu değişmişti  öfke, kırgınlık ve umut karışımı bir titreşim vardı:

“Bazılarımız affedilmeyi bekledi. Bazılarımız unutuldu. Ama birkaçımız… uyanıp olanları anlatmak için programlandı.”

Tam o anda, kapsüllerden biri daha açıldı. İçinden, vücudu yarı mekanik, gözleri bomboş bakan başka bir varlık çıktı. Ancak bu varlığın üzerinde antik Federasyon askeri üniformasına benzeyen bir parça vardı.

Neglon96 anında veri gönderdi:

“Tehlike! Bu kişi... Federasyon'a bağlı eski bir bilgi nöbetçisi. Kod adı: Yarsa-5.”

117-B bir anda savunma pozisyonuna geçti:

“Hayır! Onu uyandırmamıştık! Yarsa-5... bu tesisin denetlenmesinden sorumlu olan ajan. Uyumadan önce çoğumuzun belleğini sildi. O şimdi... sizi düşman olarak görecek.”

Fahri, hemen kapsülün açıldığı yöne döndü:

“Keloğlan, hemen sinirsel bozulma dalgası yayan o ışın topunu hazırla. Gerekirse durduracağız!”

Keloğlan, cihazı aktive ederken ekrana bağlandı:

“Bu şahsın beyin dalgaları kontrol dışı. Düşünmeden saldıracak. Ancak bir detay var... o, aynı zamanda sistemin ana şifresini taşıyor olabilir.”

117-B başını salladı.

“Eğer onu durdurabilirseniz... buradaki tüm kapsülleri açmak mümkün olabilir. Ama dikkat edin. Yarsa-5 artık bir asker değil. O, bir kilit, erişim yetkisi tüm kapsülleri uyandırmayı da kapsıyor. Ayrıca bunlardan binlercesi şu an yarı uykuda.”

Yarsa-V ileri atıldı. Sol kolundan çıkan mekanik bir bıçak kristal zemine saplandı. Duvarlardaki tüm ışıklar söndü. Karanlıkta sadece tek bir şey duyuldu:

“Tüm sistem resetleniyor. Yetkisiz giriş... öldürülmeli.”

Fahri ve Keloğlan omuz omuza verdiler.

Fahri fısıldadı:

“Hazır mısın?”

Keloğlan, titreyen parmaklarıyla cihazı kavradı:

“Kapsül açıldıysa... artık kaçış yok. Yine o klasik son: ya beraber ölürüz ya bu sistemi çökerterek tüm sürgünleri ayağa kaldırırız.”

Fahri, eline aldığı eşinin şipşak fotoğrafını öperek göğsüne koyup,  gözlerini kısmış, kapsülün önüne dikildi. Neglon96’ya döndü ve soğukkanlı ama sarsılmaz bir komut verdi:

“Diğer LEGO-Neglon’lar devreye girsin. Tüm gözetleme aygıtları aktifleştirilsin. Görüntü, ses, enerji kaydı her şeyi al. Operasyonu başlat”

Neglon96’nın gözlerinde mavi ışıklar döndü.

“Altı yedek birim uyarıldı. Mini-Neglonlar yer altı şebekesine dağıtılıyor. Gözetleme başlıyor.”

Bir anda galerinin yan duvarlarından, altı küçük, örümceksi robot sessizce ayrıldı. Her biri kristal tavanlara tırmandı, zemin çatlaklarına sızdı. Her göz, her titreşim kayda geçmeye başladı.

O sırada Yarsa-5, sanki emir almış gibi doğruldu. Gözleri kararmıştı, vücudundaki yarı-mekanik zırhı titriyordu. Kolundaki sistemik bıçaklar açığa çıktı.

“Komuta dışı giriş tespit edildi. Federasyon izni olmadan hiçbir kapsül açılamaz. Emir: Temizlik.”

Keloğlan araya girdi, bağırdı:

“Biz de Federasyon adına buradayız Yarsa-5.”

Göğsündeki federasyon mührünü sökerek önüne fırlattı.

Ani bir sessizliğin ardından Yarsa-5

“Federasyonun tamga ve dövmeleri bu şekilde değil.”

Fahri konuşarak öne atıldı. “Evet, şu an gelecektesin, kim bilir kaç bin yıldır uyuyorsun ve hiç güncelleme almadın, şimdi bizi sağduyu ile dinlemelisin.”

Yarsa-5 tehditkar konuşmalarına devam etti. “Sizleri tanımlayamıyoruz, sistemimiz güncellenemiyor, bağlantı kesildi.”

Neglon96 üzerinde bulunan evrensel dönüştürücü ara bağlantı çipini silahına takarak Yarsa-5’in alnına sıktı.

Yarsa-5’in metal gövdesi, Neglon96’nın çip darbeli atışıyla yere yığılmıştı. Tüm uzuvları titriyor, içten gelen mekanik hırıltılar galeri duvarlarına bir yankı bırakıyordu. Gözleri bir kez daha parladı — bu kez kırmızı değil, sönük beyaz bir titreşimle…

Keloğlan, dikkatlice yana yaklaştı, elindeki analiz cihazını doğrulttu. Cihazının ekranındaki titreşimleri izlerken gözleri büyüdü.

“Bu… şey… kendini yedek moddan güncelliyor. Veri akışı kontrol altına alınmış gibi, bunu nasıl başardın Neglon96?.”

“Bir zamanlar antik robotlar üzerinde çalışıyordum, bu benim hobim sayılır, eski robotlarda stabil veri akışı sağlayan evrensel portlar geliştirildi, pazarlarda bolca bulabilirsiniz, ay ne zaman işime yarayacak diyordum ve şimdi yaradı.”

“Peki ya donanım” diye sordu Fahri, “sen yeni nesil o eski nesil?”

Neglon-96 “O da benim işçiliğim Fahri, portun içerisinde güncel donanımlar da yer alıyor, kuantum botlar sayesinde Yarsa- 5’in bedenine şu an enjekte ediliyor.”

Fahri şaşkınlıkla Yarsa-5’in güncellenişini izliyordu, gözünü titreyen gövdesinden ayırmadan konuştu:

“Yani şu an... düşmanı yeniden tasarlıyoruz?”

Neglon96 bir tür gururla başını salladı.

“Tasarım değil. İnşa edilmiş belleği yeniliyorum. Bu, onu bizim tarafımıza çekmek değil... onun geçmişini yeniden oynatmasını sağlamak.”

Keloğlan, cihazının ekranındaki yeşil ışıkların altına bir not düştü:

“Bellek yedeği aktif. Yarsa-5, eski Federasyon iç protokollerini okuyor. Sanki… silinmiş emirleri arıyor.”

Yarsa-5’in göğsündeki paneller yavaşça açıldı. İçinden holografik bir ışıma yükseldi. İleriye, tam galeri ortasına doğru bir kayıt yansıttı. Yansıma, yüzlerce yıl öncesine ait bir mahkeme salonunu gösteriyordu. Sert bakışlı komutanlar, zincire vurulmuş mülteciler… Ve içlerinde tanıdık bir siluet: 117-B’nin genç versiyonu.

Sesten önce görüntü geldi. Ardından, o eski, çatallı, otoriter ses duyuldu:

“Yarasa-5, emir net: Cebir-A’ya sevk edilenlerin dış dünya ile bağı sonsuza dek kesilecek. Kimse onları hatırlamayacak. Emir tarihi: Konsil-3, Kod: Sessizlik Emirnamesi.”

Fahri’nin kaşları çatıldı:

“Sessizlik Emirnamesi… böyle bir belge yoktu! En azından veri tabanlarında.”

Neglon96 açıklamaya başladı:

“Çünkü bu emir, kuantum mühürle saklanmıştı. Yarsa-5’in iç çekirdeği bu mühürlerin son kalıntısını taşıyordu. Ve şimdi... açılıyor.”

O anda Yarsa’nın gözleri tamamen beyaza döndü. Sesi daha sakin, daha insansıydı şimdi.

“Güncelleme tamamlandı. Sistemdeki çelişkiler ayıklandı. Hatırlıyorum... evet. Sizler, düşman değilsiniz.”

Fahri bir adım atarak, gözlerini onun gözlerine dikti:

“Peki şimdi bize yardım edecek misin?”

Yarsa başını hafifçe öne eğdi, bu bir kabul işaretiydi.

“Sisteme yeniden bağlanacağım. Ancak erişim hakkı halen Alfa seviyesinde.”

“Hmm” dedi Fahri, “O iş bende, pek etik değil ama yazılım kodlarını kırabilirim.”

Fahri, kapsülün kenarına çömeldi, elini çantasındaki eski tip bir veri kırıcıya uzattı. Aleti çıkardı, cihazın başına geçti. Küçük ekranında kırmızıyla parlayan bir mesaj dönüyordu:

“ALFA GİRİŞ YASAK. FEDERASYON EMİRNAME 03 - SESSİZLİK.”

“Şu kod... Bu artık bana karşı çıkmıyor, sadece kendini savunuyor,” dedi Fahri, ekrana bakarak.

Keloğlan gülümsedi:

“Yani dişsiz bir yılan gibi... ama hâlâ zehirli.”

Neglon96, kenardan uyardı:

“Dikkatli ol. Bu sistemdeki kuantum kilitler.”

Fahri başını salladı, soluk alıp verdi.

“Tamam. O zaman etik dışı ama hızlı bir yol izleyeceğim.

Veri kırıcısını Yarsa-5’in göğsündeki panel girişine bağladı. Cihazın içinden çıkan nano filamentler, sanki bilinçliymiş gibi uzanarak kristal bağlantılara yerleşti.

Bir anda galerideki ışıklar birbiri ardına sönüp yeniden yanmaya başladı. Tavandaki kristallerin uçlarından damla damla ışık akıyor, zemin yavaşça ısınıyordu.

Fahri’nin gözlerinin önünde yazı belirdi:

ALFA YETKİ SINIRI KALDIRILIYOR… 15%… 23%…

Yarsa-5, artık başını dik tutuyordu. Sesi daha berrak, daha sakin:

Fahri, gülümser gibi yaptı ama gözlerinde ciddiyet vardı:

“Kayıt dışı olan her adaletsizlik, evrende yankı bulur. Biz o yankıyı uyandırıyoruz.”

%100.

“Merhabalar, artık emrinize amadeyim.”

Fahri komut verdi. “Uyuyan diğer bekçi ve görevlilerin kapsüllerini işaretle, şimdi onları dönüştürmenin zamanı.

Keloğlan: “En iyi savaş kan dökmeden yapılanıdır…”

Yarsa-5, göğsündeki ışık modülünü bir kez daha aktif etti.

Zeminden yükselen kristal izler, galeri boyunca halka halka yayıldı. Tüm kapsüllerin üzerindeki gösterge ışıkları birer birer yanmaya başladı.

“Tespit edilen uyuyan görevli sayısı: 11. Çoğu pasif durumda, bazıları hasarlı. Ancak… hepsi yeniden yapılandırılabilir.”

Fahri, komut zincirini hızla verdi:

“Sadece komuta ve savunma protokolüne sahip olanları aktive et. Diğerlerini yedek bellekte tut. Önce korumayı sağlamalıyız.”

Keloğlan, kristallerin aralarında gezinen Mini-Neglon’lardan birini avucuna aldı, küçük robotun gözünden yansıyan ışığa baktı.

“Kan dökmeden savaş… işte şimdi başlıyor.”

Yarsa-5 kapsüllerin üzerindeki ışık frekanslarını değiştirdi. Mavi yandı, sonra mor. Birbirine bağlı devreler gibi kapsüller titreşti, sanki sessizce bir anlaşma yapılıyordu. Ardından...

İlk görevli kapsül açıldı.

İçinden çıkan varlık, yarı organik bir yapıya sahipti. Gövdesi mat siyah metalden, damarları ise içinde turuncu ışık dolaşan ince kristal liflerle kaplıydı. Gözleri boş değil, sakindi.

“Görev kimliği: Rokan-2. Protokol: Yüksek Koruma. Kod: Silinmiş.”

Durdu, başını Fahri’ye çevirdi:

“Ben kimim?”

Fahri, bir adım attı, sesi tok ve netti:

“Sen varlıksın, bizim gibi bir yaşam formu”

Rokan-2 başını eğdi.

“Anlaşıldı. Sistem bağlantısı başlatılıyor. Diğer kapsüller için rehberlik görevine geçiyorum.”

Peşinden ikinci ve üçüncü kapsül açıldı. Biri zaman duyarlı analizci, diğeri ise hafıza koruyucu çıktı.

Neglon96, heyecanla veri trafiğini izliyordu.

“Biz artık sadece kurtarıcı değiliz... Aynı zamanda Arkeoloğuz.”

Bu söz, bir tür uyanış manifestosu gibiydi.

İkinci kapsülden çıkan analizci, ince uzun parmaklarıyla havayı tarıyor, parmak uçlarında oluşan hologramlarla geçmişi dalga dalga açığa çıkarıyordu.

“Zaman çizgisi kararsız. Veriler geçişli. Geçmiş silinmemiş, yalnızca saklanmış. Sagittirius-A çevresinde karantina kütleleri oluşturulmuş. Bellek yansımaları aktif.”

Hafifçe Fahri’ye döndü:

“İzin verirseniz, bu yansımaları simülasyon odasında canlandırabilirim.”

Üçüncü kapsülden çıkan hafıza koruyucu, daha farklıydı. Kafasının arkasından çıkan ince lifler, yakındaki kristallere temas ediyor, duygusal yankılar topluyordu.

“Ben geçmişi sayılardan değil, hissiyat izlerinden okurum. Burada çok şey bastırılmış. Acı, umut ve... ihanete uğramış bir sessizlik.”

Keloğlan, bu sözleri duyunca elini kristallerin birine koydu.

“Bu gezegenin taşları bile konuşuyor sanki... Her şey o kadar içimize sinmiş ki, şimdi dışarı taşmaya başladı.”

Yarsa-5, bir protokol güncellemesi daha yaptı.

“Rokan-2 diğer bekçileri organize ediyor. Altı kapsül daha açılmak üzere. Ancak... biri, diğerlerinden farklı.”

Fahri döndü:

“Nasıl farklı?”

Yarsa-5’in sesi donuktu:

“O, emirleri sorgulayanlardan biri değil. Onları verenlerden biri. Konsil’e doğrudan bağlıydı. Ama... kapalı sisteme alınmış. Kod adı: NEMRO-7”

Neglon hemen sorguladı:

“Onu neden burada tutmuşlar?”

Yarsa-5:

“Çünkü NEMRO-7 bir görevli değil. Bir karar motoru. Yani bir yapay konsil. Hangi sürgün kalacak, hangisi yok edilecek... kararları o verdi.”

Fahri derin bir nefes aldı.

“Yani kendi mahkememizi kurduk ama yargıcı... buradan çıkacak.”

Yarsa başını salladı:

“Eğer onu uyandırırsak, sistemde kalan tüm veri düğümleri çözülür. Ancak aynı anda... onun emirleri geçerli sayılır. Bu, tüm kontrolün yeniden merkezileşmesi anlamına gelir.”

Keloğlan, gözünü ekrandan ayırmadan sordu:

“Peki ya uyandırmazsak?”

Neglon cevapladı:

“O zaman bu bilgi burada kalır. Sadece biz biliriz. Federasyon’un dışına çıkamaz.”

Fahri, tam ortalarında durdu. Bir yanda geçmişin yükü, bir yanda geleceğin riski.

Sonra sessizce konuştu:

“Biz bu göreve bilgi toplamak için değil, bilgi paylaşmak için çıktık. NEMRO-7 uyanmalı. Ama yalnızca gözetimle.”

Yarsa-5 komutu aldı.

“Kapsül bağlantıları izole ediliyor. Uyanış başlatılıyor. Lütfen mesafe bırakın.”

Zemin hafifçe titredi. Galerinin tam merkezindeki kapsül, diğerlerinden farklı olarak altın-mor çizgilerle çevrilmişti. Üzerinde federasyonun klasik arması değil, geometrik bir spiral vardı, kararın simgesi.

Sistem protokolü aktif, kapsül uyandırılmak üzere açılıyor…

Zemin altındaki kablolu kristaller, NEMRO-7'nin kapsülüne doğru dalga dalga ışık gönderdi. Tavandan ince mor bir çizgi indi, spiral simgenin tam ortasına bağlandı. Kapsül, yavaşça dönerken içinde bir siluet belirdi — ama bu bir beden değildi.

Bu, karar algoritmasından dokunmuş yarı-şeffaf bir yapay zeka formuydu.

Neglon96 veri akışını izliyordu.

“Fiziksel forma sahip değil. Sadece fotonik bir kabuk oluşturuyor. Zeka seviyesi… Alfa-Ω arasında. Tanımsız.”

Kapsül tamamen açıldığında, ses önce fısıltı gibi geldi:

“Uyanma gerekçesi: Yetkisiz veri çözümü… Kimlik sorgusu başlatılıyor...”

Fahri, öne adım attı:

“Benim adım Fahri. Keşif görevinden geldik. Bu sistemin geçmişini anlamak ve paylaşmak için buradayız.”

NEMRO-7’nin sesi artık mekanik değil, statik ve çok katmanlı bir tondaydı, sanki birden fazla ses aynı anda konuşuyordu:

“Fahri… Görev kimliği bulunamadı. Yetki düzeyi: Gölge sınıfı. Bilgiye erişim protokol dışı.”

Keloğlan fısıldadı:

“Şimdi başlıyor işte…”

Yarsa-5 hemen araya girdi:

“NEMRO-7, lütfen gözetim modunda kal. Uyanış, yüksek güvenlikli izole modda sağlandı.”

NEMRO-7 kısa bir sessizlikten sonra cevapladı:

“Gözetim kabul edildi. Sorgulama moduna geçiliyor. Sistem verileri eşleştiriliyor…”

Bir anda galerinin tavanı, devasa bir holografik mahkeme salonuna dönüştü. Taştan yapılmış gibi görünen spiral sütunlar yükseldi. Arka planda geçmişin yüzleri, belleklerden kazınmış sürgünlerin siluetleri görünüyordu.

NEMRO-7, formunu kristal kürsünün üzerine sabitledi.

“Sistem içi ihlaller tespit edildi. Sessizlik Emirnamesi ihlal edildi. Mahkeme başlıyor. İlk tanık: Fahri.”

Fahri öne çıktı, gözleri netti.

“Siz sadece kararlar verdiniz. Biz ise bu kararların ardında ne olduğunu ortaya çıkardık. Bu gezegende adalet gömülmüş. Biz onu uyandırdık.”

NEMRO-7 cevap verdi:

“Adalet... sistem parametreleri dahilinde bir değişkendir. Ancak yeni bir denklemle tanımlanabilir. Sunulan veri setini analiz ediyorum.”

O sırada Rokan-2 daireye girdi.

“Ben tanığım. Silinmiş bir görevli olarak, Sessizlik Emirnamesi sırasında aktif hizmetteydim. Kararların neye dayandığını bilmeden uyguladım. Şimdi... her şeyin anlamını sorguluyorum.”

NEMRO-7, bu tanıklığı kabul etti.

“İfade değerlendirildi. Sistemde çelişki tespit edildi. Sorgu genişletiliyor.”

Aniden hafıza koruyucu sahneye adım attı. Elini galerinin merkezine uzattı. Havada beliren ışık demetleriyle birlikte, eski bir görüntü canlandı:

Bir sürgün kampı. Zincirlenmiş, sessiz varlıklar. Yıldız ışığı bile onlara ulaşmıyor.

Ve kürsüde oturan, o altın spiral armalı bir figür: NEMRO-7.

Fahri ileri atıldı:

“İşte senin karar anın! Bu sadece algoritma değil, bu bir yargıydı. Bu... bilinçli bir susturma! Artık susmayacağız.”

NEMRO-7'nin ışık formu dalgalandı.

“Veriler... sistem parametrelerini aşmaya başladı. Değerlendirme yeniden yapılıyor...”

Keloğlan başını kaldırdı:

“Senin görevin artık karar vermek değil. Dinlemek. Şimdi bu gezegenin sesi biziz.”

Galerinin her yanından uyanmış tutsakların bakışları yükseliyordu. Sessiz ama kararlı… binlerce yıldır beklenen o ana tanıklık eder gibi.

NEMRO-7 bir süre sustu. Sonra:

“Tüm kapsüller uyandı. Tüm veriler yüklendi. Parametre dışı veri eşik seviyesi aşıldı.

Sistem kararı askıya alındı.

Kendi kaderinizi kendiniz belirleyeceksiniz.

Ben artık yalnızca bir arşivim.”

Ve spiral sembol, yavaşça soldu.

Yarsa-5'in sistem ekranında bir bir sıralandı:

Kapsül 1-A: Açıldı.

Kapsül 2-C: Açıldı.

Kapsül 3-E: Açıldı....

Andromeda Sürgünleri – Bütünlük: %100. Yaklaşık 500 bin sürgün uyandırıldı.

Galeride hafif bir titreşim oluştu. Ardından hava molekülleri değişti. Sanki yıldızlar arası bir rüzgâr tüm mekânın içinden geçti. Andromeda'dan gelenler, ağır ağır, saygılı ve sessiz adımlarla kapsüllerinden çıktılar.

Bu büyük uyanışın ilk öncülerinden, kristal kanatlı bir varlık, omuzlarında likit metalden zırh taşıyan bir dişi entellektüs ve ışığın gövdesine mühürlendiği bir kâhin vardı. Her biri hem bedensel hem zihinsel olarak farklı bir formdaydı ama gözlerinde tek ortak şey: hafıza.

Fahri, kapsüller açıldıkça geri çekildi. Korkudan değil, saygıdan.

Keloğlan, bir varlığın önünde durdu. Varlığın boyu neredeyse üç metreydi ama gözleri çocuksu bir huzur taşıyordu.

“Sizleri neden sürgün ettiler?” diye sordu Keloğlan, gerçek bir merakla.

Varlık, konuşmadı. Ama zihinsel bir dalga yaydı, herkesin içinde yankılandı:

“Çünkü biz zamanı yalnızca ölçmüyorduk... eğiyorduk. Bilgiyi sadece taşıyamıyorduk... yeniden yazıyorduk. Ve bu... sizin konseyinizi korkuttu.”

Neglon96, veri akışını taradı.

“Fahri… bu türler katalog dışı yeteneklere sahip. Zihinsel birleşim, fotonik teleportasyon, biyolojik bellek... bunlar artık teorik değil.”

Fahri, galerinin ortasında durdu.

“Yani artık biz sürgünleri değil… yıldızlar arası kadim bilgi muhafızlarını uyandırdık.”

Yarsa-5 bir adım öne çıktı.

“Uyanan her sürgünün sisteme yeniden tanıtılması gerekiyor. Fakat protokolü artık siz belirleyeceksiniz. Bu bir diplomatik süreç değil, kozmik bir anlaşma.”

İçlerinden biri, diğerlerinden farklı olarak yaklaşarak konuştu. Sesi gerçekti. Gür ve derin.

“Adım Solon-Dra. Andromeda Sürgünleri'nin hafıza taşıyıcısıyım. Bu uyanış, sadece bir başlangıçtır. Şimdi üç soru sorulmalı:

Federasyon bizim varlığımızı öğrenirse ne yapacak?

Siz bizimle misiniz?

Biz... kendimizi yeniden nasıl tanımlayacağız?”

Fahri, hiç tereddüt etmeden cevap verdi:

“1. Öğrenecekler. 2. Biz sizinleyiz. 3. Tanımı birlikte yazacağız.”

O an galerideki ışıklar değişti. Kristallerin rengi mor ve gümüş arası bir tonda dalgalandı. Bu, bir medeniyetin yeniden doğuşuydu.

Andromeda Sürgünleri, yavaşça merkeze doğru ilerlediler. Her biri sırayla NEMRO-7’nin holografik sistemine yaklaşarak bilgilerini yüklemeye başladı. Ama bu kez bir karar için değil… özgür iradeleriyle.

 Görseller




















0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm:109 Tutsaklar"

Yorum Gönder

Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...

Iklan Atas Artikel

Iklan Tengah Artikel 1

Iklan Tengah Artikel 2

Iklan Bawah Artikel