Galaksi Federasyonu - Bölüm: 113 ZUL-KHARİM – GÖLGELERİN MÜHRÜ
Rory’nin merkez kubbeleri, galaksi saatinin 0000 vuruşunda sarsılmaz bir uykuya gömülmüşken, şehrin alt katmanlarında yalnızca birkaç kişinin bildiği kadim bir geçit yavaşça açılmaya başlamıştı. Bu geçit, yalnızca bir fiziksel mekan değildi; zamanın kendisini eğip bükerek içinden geçenleri hem geçmişe hem olasılıklara savuran bir bilinç yarığıydı.
Yüzeyde şeffaf antimadde kubbeler yıldız tozlarıyla yıkanırken, bu yerin taş duvarlarına hiçbir ışık vurmazdı. Çünkü ışık burada bir yabancıydı.
Bu mekânın adı vardı ama haritalarda yoktu: Senaryum.
Senaryum ne bir ordu karargâhıydı ne de bilimsel bir merkez. Burası, tarihin yazılmadığı ama tarih yazıcılarının toplandığı yerdi.
Antlia-2 Konseyi'nin bile açıkça dile getiremediği, varlığını yalnızca bir efsane olarak yaşattığı Zul-Kharim birimi işte burada nefes alıyordu.
Zul-Kharim, gölgenin şekil aldığı andı. Ne simgeleri vardı ne üniformaları. Hiçbirine madalya takılmaz, adları sesle anılmazdı. Onlar sessizliğin içinde konuşur, kararları alınmadan önce gerçekliği şekillendirirlerdi. Varlıkları reddedilen ama yoklukları bir devrimi doğuran isimlerdi.
Gölgelerin Efendisi: Rimval Xao
O gece Senaryum’un merkezinde oturan tek kişi vardı:
Rimval Xao.
Gümüş damarlarla işlenmiş bir gri cübbe içinde, göz kapaklarının ardında yüzlerce galaksi bilgisi taşıyan bir zihin... Sürgün edilmişti bir zamanlar, Andromeda’da arabuluculuk yaptığı için ihanete uğramış, galaksi çeperlerine savrulmuştu. Ama sürgün edilen yalnızca bedeni değil, aynı zamanda bir anlayışın ta kendisiydi.
Rimval, zamanın nabzını dinler gibi haritaların dönmesini bekledi. Holoküreler iç içe geçmiş yüzlerce galaksi sistemini gösteriyordu. Ama onun bakışları yalnızca birine, gözleriyle değil sezgisiyle seçtiği bir noktaya kilitlenmişti:
✨ Triangulum – M33.
Samanyolu’nun dışına itilmiş, Andromeda’nın göz ucuyla bile süzmediği bu galaksi...
Boş değildi. Sadece sessizdi.
Ve bazen en derin cevaplar, sessizlikte gizlenirdi.
Kazgar-Null: Anlaşmanın Gölgesi
Yedi gün sonra, bir başka gölgelik açıldı. Bu kez Gliese 667 sisteminin dökülmüş bir çeperinde, atmosferi zehirli gazla dolu bir maden halkasında, "Kazgar-Null" adıyla anılan terkedilmiş bir platformda.
Orası bir zamanlar değerli antimadde kristallerinin çıkarıldığı bir merkezdi. Şimdi ise yalnızca gölgelerin pazarlık yapabileceği bir düş alanıydı.
Rimval gelmemişti; çünkü o gölgedir, yalnızca yansır.
Yerine gönderdiği holografik projeksiyon, siyah dumanla karışık ve sesi titreşimle yayan bir bilinç formuydu.
Karşısında duran, Andromeda’nın en eski yasalarıyla sınır dışı edilmiş, sürgün edilmiş bir öfkenin bedene bürünmüş hâliydi:
Kael-Arun.
Zeytal Çetesi'nin lideri. Sol gözüne yerleşmiş bir spiral tarayıcı, sağ gözündeyse kaybolmuş bir galaksinin acısı vardı. Organik zırhı, nefes aldığında demir gibi inliyor, her kelimesi fırtınaya gebe bir yankı gibi yükseliyordu.
“Yeni bir ev mi arıyorsunuz, Antlia’nın gölgeleri?” diye sordu Kael, boğuk bir sesle.
“Yoksa başka bir savaşı mı?”
Rimval yalnızca bir cümleyle yanıt verdi:
“Size harita vereceğim. Siz bize kapı açacaksınız.”
Söz, yazılmadı. Onay, mühürlenmedi. Hiçbir protokol imzalanmadı.
Ama orada, yıldızlardan uzak, galaktik medeniyetlerin izleyemediği bir boşlukta, zihinsel bir yemin atıldı.
Kimse alkışlamadı. Çünkü bu, bir başlangıç değil; eski bir yaranın yeniden açılışıydı.
Triangulum’a Yolculuk
Üç ZEX-T sınıfı keşif gemisi, Antlia-2’nin resmi filolarına ait değildi. Kimlikleri yoktu, radarlarda iz bırakmıyorlardı.
Gravitik imzaları silinmiş, antimaddeyle kaplanmış dış yüzeyleri parazit titreşimlerle boyanmıştı.
Bu gemiler, yalnızca bir yere bağlıydı: Zul-Kharim’in suskun emirlerine.
Triangulum’un dış halkasına vardıklarında ilk fark ettikleri şey sessizlik değildi.
Sessizliğin yankısıydı.
Yıldız kümeleri arasında zaman sanki iki kez çarpıyor, sinyaller bilinç frekansında geri dönüyordu.
İlk inen ekip, yüzeyde yarım kalmış bir gözlem kulesi buldu. Kule, çatlamıştı; ama içindeki hesaplama çekirdeği hâlâ titreşiyordu.
Bu titreşim, yalnızca bir şeyin çalıştığını değil, bir zamanlar burada yaşayan bir zekânın geriye iz bıraktığını söylüyordu.
İkinci ekip, dağ eteklerinde bilinç ağları buldu.
Taş bloklar arasında örülmüş, dokununca sıcaklık hissi veren, nöral biyofiber kalıntılar...
Üçüncü ekip, bir vadide antik yazıtlarla kaplı taş sütunlara rastladı.
Ve orada, şu cümle kazınmıştı:
“İlkler, düşerken bile gökyüzünü terk etmedi.”
Parna’nın Ötesi
Pala Royal'e döndüğünde Rimval, yüzünü tamamen karartılmış bir odada Elara Kalevar’a çevirdi. Elara'nın gözleri, bir kararın eşiğinde çatılmıştı.
Rimval fısıldadı:
“Triangulum bir diyar değil.
Triangulum bir bellek.
Ve bu bellek, sürgünleri çağırıyor.”
Elara kalktı. Parlak gözleri karanlığa değil, onun içindeki şekle odaklanmıştı.
“Federasyon bunu bilmemeli.
Andromeda da.
Ama ilk yerleşimci biz olacağız.
İlk meşaleyi biz yakacağız.”
Ve o gece, sadece dört kişi tarafından imzalanan karar doğdu:
Kod Adı: M33-Eylemi
Yemin Töreni – Yeni Galaksinin İlk Nefesi
Triangulum’un solgun yörüngesinde yüzen, yarı inşa hâlindeki platformun adı konulmamıştı.
Henüz hiçbir sancak çekilmemişti.
Ama orada, Zeytal Korsanları, AGK temsilcileri ve Andromeda sürgünlerinden seçilmiş delegeler bir araya geldiler.
İlk kez Rimval Xao yüzünü açtı.
Ve şu sözlerle yeni galaksiye ilk tohumu ekti:
“Biz ne galaktik haritalara sığarız ne de tarihin kenar notlarına.
Biz, galaktik hafızanın gözden kaçırdığıyız.
Ama artık, kendimizi yalnızca hatırlamayacağız.
Kendimizi kuracağız.”
Zul-Kharim, o anda yeni bir mühürle tarihe geçti.
Artık onlar yalnızca gölgede değildi.
Onlar, yıldızlara hükmeden gölgelerdiler.


0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 113 ZUL-KHARİM – GÖLGELERİN MÜHRÜ"
Yorum Gönder
Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...