Galaksi Federasyonu - Bölüm: 70 Bilinen Uzayın Uzağında
Galaksiden uzakta, belki en uzak diyarlarda, hiçbir kimsenin
bilmediği ücra bir yerdeydiler. Fatih, Gala-5’in bilgisayarına dönerek,
"Bu yer... Bizim bildiğimiz uygarlıklardan çok daha gelişmiş
görünüyor," diye mırıldandı.
Türkan ise kaşlarını çatarak, "Bu kadar büyük bir
sistemin varlığını nasıl oldu da daha önce hiç duymadık? Galaksi keşif
verilerimizde Xantrix ile ilgili en ufak bir bilgi bile yok," dedi.
Gala-5, soğuk ve mekanik sesiyle yanıt verdi: "Xantrix
Birliği, bilinçli olarak dış dünyadan kendisini izole etmiş olabilir.
Teknolojik seviyeleri göz önüne alındığında, bilgilerini kozmik veri ağlarından
silmeleri mümkündür."
Geminin navigasyonu, onları büyük bir uzay limanına
yönlendirdi. Devasa metal platformların üzerinde yüzlerce gemi sıralanmıştı.
Xantrix savaş gemileri, parlak mavi ışıklarla süslenmişti ve çoğunun üzerindeki
semboller bu birliğin yüksek derecede organize bir toplum olduğuna işaret
ediyordu.
İniş takımları açıldığında, Gala-5’in ana kapısı yavaşça
açıldı. Dışarıda onları bekleyen bir grup Xantrix askeri duruyordu. Zırhları
metalik gümüş renkteydi ve başlıkları onların uzun, ince yüzlerini
gölgeliyordu. Grubun ortasında, daha gösterişli bir zırh giyen bir figür
belirdi.
“Ben Komutan Virex,” dedi Xantrix temsilcisi. Sesi
yankılanarak geminin içine kadar ulaştı. “Komutan Zaythor’un misafirleri olarak
size belirlenen alanlara eşlik edeceğim. Ancak güvenlik protokolleri gereği,
belirli kurallara uymanız gerekiyor.”
Fatih, saygılı bir şekilde başını eğerek konuştu:
"Kurallarınızı öğrenmeye hazırız. Sizin dünyanızı keşfetmek ve iş birliği
yapabilmek adına buradayız."
Virex, soğukkanlı bir ifadeyle başını salladı. "O
halde, beni takip edin. Xantrix Ana Kulesi’ne gideceğiz. Orada Zaythor sizi
bekliyor."
Türkan ve Fatih, Gala-5’in dışına adım attıklarında,
etraflarındaki teknolojiye hayranlıkla baktılar. Hava, Dünya atmosferine
oldukça yakındı. Gökyüzü koyu mavi tonlarındaydı ve gök kubbenin hemen üzerinde
birkaç devasa yörünge istasyonu asılı duruyordu.
Xantrix Birliği’nin şehrine doğru ilerlerken, çevredeki
binaların düzeni ve estetiği dikkat çekiciydi. Gelişmiş holografik tabelalar,
havada süzülen ulaşım sistemleri ve yürüyen yollar, buranın teknolojik olarak
çok ileri bir uygarlık olduğunu gösteriyordu.
Kuleye vardıklarında, yüksek tavanlı, kristalimsi bir
koridora girdiler. İçeride, yüzü tamamen saydam bir maskeyle kaplı olan Zaythor
onları bekliyordu. Komutan, sabit bakışlarla onları süzdü ve nihayet konuştu:
“Galaksimizin bu bölgesine gelen her yabancı, belirli
testlerden geçmek zorundadır. Biz, barış içinde yaşamaya inanırız ancak her
yabancı, barışı bozabilecek bir tehdit unsuru olabilir. Size bir şans
vereceğiz. Kendinizi ispatlamanız gerekiyor.”
Fatih, şaşkınlıkla, “Nasıl bir testten bahsediyorsunuz?”
diye sordu.
Zaythor’un gözleri bir an parladı. "Sizinle bir
zihinsel rezonans testi yapacağız. Bu test, niyetlerinizi ve gerçek
düşüncelerinizi açığa çıkaracak. Eğer samimiyseniz ve barışçıl olduğunuzu
kanıtlarsanız, Xantrix Birliği’nin daha derin sırlarına erişebilirsiniz. Ama...
eğer gizli bir niyet taşıyorsanız, bunu saklamanız imkânsız olacak."
Duvarlardaki ışıklar hafif bir mavi parıltıyla titreşirken,
havada belli belirsiz bir ozon kokusu vardı.
Koridorun sonunda büyük bir kapı açıldı. İçeri
girdiklerinde, yüksek tavanlı, kubbeyi andıran bir odada buldular kendilerini.
Odanın merkezinde, karmaşık desenlerle süslenmiş devasa bir cihaz yükseliyordu.
Üzerinde dönen halkalar ve iç içe geçen enerji dalgalarıyla, teknolojinin
sınırlarını zorlayan bir yapıdaydı.
Komutan Zaythor onları bekliyordu.
“Bu, Zihinsel Rezonans Testi,” dedi derin ve otoriter
sesiyle. “Sizin kim olduğunuzu, düşüncelerinizin özünü ve niyetlerinizin
saflığını ölçmek için geliştirilmiş bir sistem. Herkes yalan söyleyebilir, ama
zihinleriniz gerçekleri saklayamaz.”
Fatih kaşlarını çattı. “Peki ya mahremiyetimiz?
Düşüncelerimizi okuyarak kişisel sınırlarımızı ihlal etmiyor musunuz?”
Zaythor hafifçe başını eğdi. “Xantrix Birliği’nde güven,
doğrulama ile sağlanır. Eğer gerçekten barışçıl amaçlarla buradaysanız,
korkacak bir şeyiniz yok.”
Türkan, Fatih’e kısa bir bakış attıktan sonra derin bir
nefes aldı. “Bu testin bizim için ne gibi sonuçları olabilir?”
Zaythor’un gözleri hafifçe parladı. “Eğer zihninizde tehdit
unsuru teşkil eden herhangi bir düşünce tespit edilirse, sizi buradan sağ
çıkarmayız.”
Bir anlık sessizlik odanın içini doldurdu.
Fatih ve Türkan, yavaşça cihazın önündeki platforma adım
attılar. Enerji halkaları hızla dönmeye başladı. Başlarının üzerinde titreşen
mavi ışık huzmeleri, bilinçaltlarının derinliklerine inmek için hazırdı.
Gala-5’in sesi kulaklarında yankılandı:
“Test başlıyor.”
O an, ikisinin de zihninde tanımlayamadıkları bir güç
dalgalandı. Bir anda, geçmişlerinden görüntüler ve hisler belirmeye başladı.
Ama bir şey farklıydı.
Bu test, sadece onların hatıralarını okumakla kalmıyordu.
Onları, kendi anılarının içine çekiyordu.
Enerji halkaları hızlandıkça Fatih ve Türkan,
bilinçaltlarının derinliklerine çekildiklerini hissettiler. Dış dünya
bulanıklaşıyor, ışıklar ve sesler içsel bir boyuta geçiş yapıyor gibiydi.
Zihinsel Rezonans Testi, yalnızca düşüncelerini taramakla kalmıyor, aynı
zamanda en derin korkularını, arzularını ve anılarını açığa çıkarıyordu. Ancak
bir şey yanlıştı.
Fatih bir anda kendini çocukluğunun geçtiği eski taş bir
evde buldu. Annesi mutfakta yemek yapıyordu; tencerenin kapağından yükselen
buhar mutfağı doldurmuştu. Ancak bu huzurlu sahne, aniden bulanıklaştı.
Annesinin yüzü silinip yerini karanlık bir siluete bıraktı. Siluet, bir Ellibaş
figürüne dönüşüyordu. Gözlerindeki parlaklık, bir çeşit telepatik bağlantıyı
hissettiriyordu. Siluet, Fatih'in zihnine fısıldar gibi konuştu:
"Sen bizim yolumuzu biliyorsun. Ama bunu açığa
çıkarmak, herkesi tehlikeye atabilir."
Fatih, zihinsel rezonansın gücüyle boğuşurken, Türkan
bambaşka bir sahnede bulmuştu kendini. Türkan, geniş bir ovada, ufuk çizgisine
doğru uzanan parlak mor bir gökyüzünün altında duruyordu. Gökyüzü, bir an için
tanıdık bir sembolle aydınlandı: Ellibaşların telepatik ağını temsil eden
karmaşık bir spiral. Fakat bu sembol hızla bozuldu, çatlaklarla doldu ve yerini
bir patlamaya bıraktı. Türkan'ın önünde, yere çökmüş bir Ellibaş vardı: Ithar.
Ithar zayıf bir sesle konuştu: "Bizi hatırla. Yok
olmamızın sebebi sizinkiler değildi, ama sizinkiler bizi kurtarabilir.
Zihinleriniz güçlü, ancak tehlikeli."
Görseller, ikisinin de zihninde yankılanmaya devam ederken,
Gala-5’in otomatik sesi bir kez daha duyuldu:
"Beklenmeyen bir telepatik bağlantı tespit edildi.
Algoritma, Ellibaş türüne ait bilinç kalıntılarını işaret ediyor."
Komutan Zaythor, holografik bir ekranda bu sahneleri
izliyordu. Kaşları çatıldı, gözleri şüpheyle parladı. Türkan ve Fatih'in
zihninde sadece kendi düşünceleri değil, Ellibaşlara ait kadim bir bilinç
yankılanıyordu. Bu durum, Xantrix sisteminde büyük bir tehlike anlamına
gelebilirdi. Ellibaşların sırlarının açığa çıkması, birliğin dengesini
bozabilirdi.
Test sona erdiğinde, enerji halkaları yavaşladı ve ışıklar
soldu. Türkan ve Fatih sendeleyerek platformdan indiler. Yüzleri solgundu,
bilinçaltlarından gelen o yoğun dalgalanmanın etkisi hala üzerlerindeydi.
Komutan Zaythor, ağır adımlarla onlara yaklaştı. "Bu
bağlantıyı nasıl kurduğunuzu açıklayın," dedi sert bir tonda.
Fatih, zihnindeki kaosu kontrol etmeye çalışırken bir yandan
da kendini toparladı. "Biz hiçbir bağlantı kurmadık. Bu, Ellibaşların
kalıntılarından gelen bir şeydi. Onlarla ilgili ne biliyorsunuz?"
Türkan ekledi: "Onların yok olduğunu sanıyorduk. Ama
bu... gördüklerimiz, onların hala bir şekilde burada olduğunu gösteriyor."
Zaythor bir an sessiz kaldı, sonra derin bir nefes aldı.
"Ellibaşların yok oluşunun ardındaki gerçeği bilmek tehlikelidir. Ama bu
bağlantıyı kurmuşsanız, size açıklamak zorunda kalabilirim."
Zaythor anlattı;
Evrenlerin birbirine girdiği kaos dolu bir dönemden geçiyorduk,
kolonimizin yarısından çoğunu bu anomalide kaybetmiştik, ta ki sizin Ellibaş,
bizim ise Kıçkanat adını verdiğimiz varlıkların buraya savruluşuna kadar. O kadar
çok Kıçkanat gelmişti ki, kolonimizi işgal edeceklerini sandık, ancak tam
tersine barış ve esenlikle geldiler, bizleri selamlayarak dertlerimizle ilgilendiler,
zamanla yaralarımızı sarıp kendimizi toparlamamızda bizlere yardım ettiler. Onlarla
bir arada yaşıyoruz, içimizdeler ve bizimleler.
Türkan ve Fatih, Zaythor’un sözlerini duydukça şaşkınlık ve
hayranlıkla birbirlerine baktılar. Zaythor’un sesi hem bir itirafın ağırlığını
taşıyor hem de geçmişe duyduğu derin bir saygıyı yansıtıyordu.
“Peki,” dedi Türkan, biraz tereddüt ederek, “Kıçkanatlar –
ya da bizim deyimimizle Ellibaşlar neredeler şimdi? Eğer hala buradalarsa neden
varlıklarından hiç haberdar olmadık?”
Zaythor, bir süre düşündü ve odayı dolduran sessizliğin
ardından devam etti. “Ellibaşlar burada, Xantrix Birliği’nin en derin
katmanlarında, ama artık bedenleriyle değil. Onların fiziksel varlıkları
zamanla zayıfladı, bu evrene tam anlamıyla uyum sağlayamadılar. Ancak
zihinleri, enerjileri, bizimle bir oldu. Onlar artık bizimle yaşıyor, telepatik
bir ağın içinde, bilinçlerimizin arasına karışmış bir şekilde. Bizimle
konuşuyor, yol gösteriyor ve bizi koruyorlar. Ama bu bir sır; dış dünyadan
kimse bunu bilmemeli.”
Fatih, kafasını kaşıyarak, “Yani,” dedi, “bir anlamda
Xantrix Birliği’ni yöneten gizli bir zihin ağı mı var? Ellibaşlar, her şeyin
arkasındaki güç mü?”
Zaythor başını hafifçe salladı. “Onlar bizi yönetmiyor. Ama
rehberlik ediyorlar. Kararlarımızda, kriz anlarımızda, onların kadim
bilgeliğiyle yol buluyoruz. Ancak bu rehberlik tehlikeli bir bağımlılık
yaratabilir, bu yüzden onların varlığı bir sır olarak saklanmalı. Herkesin bunu
anlamasını bekleyemeyiz.”
Türkan kaşlarını çatarak bir adım öne çıktı. “Peki ya biz?
Şimdi bu bağlantıyı kurmuş olduğumuza göre ne olacak? Sizi tehdit ettiğimizi mi
düşünüyorsunuz?”
Zaythor derin bir nefes alarak Türkan’ın gözlerinin içine
baktı. “Siz bir tehdit değilsiniz. Ama bu bağlantıyı kurabilmeniz, Ellibaşların
size güven duyduğunu gösteriyor. Bu, herkesin yapabileceği bir şey değil. Sizin
bilincinizde onların izlerini hissetmemiz, bir çeşit işaret. Belki de size bir
görev vermeye çalışıyorlar. Ama bu bağlantının sonuçlarını bilmiyoruz. Xantrix
Birliği’ni riske atacak bir şey ortaya çıkarsa, sizi durdurmak zorunda
kalırım.”
Türkan ve Fatih bir an sessizce birbirlerine baktılar. Bu,
taşıması ağır bir yük gibi hissettiriyordu. Ellibaşların mirası, onların
ellerinde şekillenmek üzereydi. Ama bu miras, dostluk kadar düşmanlık da
getirebilirdi.
Fatih, derin bir nefes alarak sordu: “Peki, bu bağlantıyı
daha fazla keşfetmek için ne yapmamız gerekiyor? Eğer Ellibaşlar bir mesaj
bırakmaya çalışıyorsa, bunu anlamalıyız. Hem bizim için hem de sizin için.”
Zaythor, odanın merkezindeki devasa cihazı işaret etti. “Bu
cihaz, sadece düşünceleri taramakla kalmaz. Aynı zamanda zihinsel bir geçit de
açabilir. Ellibaşların bilinç ağına erişebilmeniz için bir yol. Ama bu riskli.
Bu geçide girerseniz, kendi zihinlerinizde kaybolabilirsiniz ya da onların
enerjileriyle çatışarak zarar görebilirsiniz.”
Türkan, kararlı bir şekilde başını salladı. “Eğer bu,
onların bıraktığı mesajı anlamamız için tek yolsa, denemeye değer.”
Fatih bir an duraksasa da ardından gülümsedi. “Beraber
girdik bu işe, beraber çıkarız. Hadi deneyelim.”
Zaythor bir düğmeye basarak cihazı aktif hale getirdi.
Enerji halkaları tekrar dönmeye başladı, ancak bu kez çok daha parlak ve yoğun
bir şekilde. “Geçide girerken düşüncelerinizin kontrolünü kaybetmemeye çalışın.
Ellibaşların ağı sizinle konuşmaya başladığında, yanıtlar almaya çalışın. Ama
unutmayın, ne olursa olsun, kendinizi kaybetmeyin.”
Türkan ve Fatih, cihazın önündeki platforma adım attılar.
Işıklar çevrelerinde dönerek yoğunlaştı, hava elektrik yüklüymüş gibi
titreşiyordu. Zihinlerinin derinliklerinde bir kapı açılırken, Ellibaşların –
ya da Zaythor’un dediği gibi Kıçkanatların enerjisini hissetmeye başladılar.
Geçit açılmıştı. Türkan ve Fatih artık Ellibaşların kadim
bilincinin içindeydiler.
Türkan ve Fatih, Ellibaşların bilincine bağlandıkları an,
çevrelerinde parlak bir enerji okyanusunun içinde buldular kendilerini. Ancak
bu, bir yerden çok bir hissiyattı. Işıklardan oluşan devasa şekiller belirdi,
dalgalanıyor ve birbiriyle harmanlanıyordu. Enerjiler, sanki konuşuyormuş gibi
birbiriyle etkileşime giriyordu. Türkan zihninde yankılanan bir ses duydu:
"Biz, Ellibaşlar – ya da sizin tabirinizle Kıçkanatlar
– zamanın ötesinden gelen bir topluluğuz. Bizler, düşüncelerle iletişim kurar,
enerjilerle şekil buluruz. Ama nereden geldiğimizi anlamanız için daha geriye,
ilk başlangıç noktasına gitmelisiniz."
Bir anda Türkan ve Fatih, zihinsel bir fırtınanın içine
çekildiklerini hissettiler. Görüntüler belirdi;
Ellibaşlar, evrenler arası bir "Ara - Bölge “den
geliyordu. Ara-Bölge, uzayın ve zamanın çözüldüğü, sadece saf enerjinin ve
bilincin var olduğu bir boyuttu. Burada fiziksel bedenlere gerek yoktu,
zihinler özgürce dolaşabiliyordu. Ancak Ellibaşlar bir gün, Ara-Bölge'de bir
çöküş yaşandı. Enerji akımları dengesini kaybetmiş, bu boyut parçalanmaya
başlamıştı. Kaçabilenler, kendilerini rastgele farklı evrenlere savrulmuş halde
buldular.
Bu savrulanlar arasında, Ellibaşların bir kolu Xantrix
sistemi’ne düştü. İlk başta, Xantrix halkı onlardan korkmuştu. Fiziksel
görünümleri – ince, kemikli yapıları ve kanat benzeri enerji çıkıntıları –
Xantrix halkının korkularını tetiklemişti. Ancak Ellibaşlar, barışçıl iletişim
yöntemlerini kullanarak korkuları dindirdi. Onlar düşüncelerle konuşuyor,
ihtiyaç duyulan bilgiyi doğrudan paylaşıyor ve başkalarının acılarına empatiyle
yaklaşıyordu.
Zaythor’un anlattığı gibi, Ellibaşlar zamanla Xantrix
halkına yardım etmeye başladı. Ancak bu yardım, iki taraf için de büyük bir
maliyet getirdi. Ellibaşlar, fiziksel evrenin kurallarına uyum sağlayamıyordu.
Enerjileri bu evrende gittikçe tükenmeye başladı. Bedensel formları zayıflıyor,
ancak zihinleri güçleniyordu. Sonunda bir karar aldılar: Fiziksel bedenlerini
tamamen terk edecekler ve zihinlerini Xantrix halkının bilincine entegre
edeceklerdi.
Bu birleşme, Xantrix Birliği için bir dönüm noktasıydı.
Ellibaşlar, onlara teknoloji, bilgi ve kriz yönetimi konusunda rehberlik etmeye
devam etti. Ancak, Ellibaşların enerjisinin kötüye kullanılmasından korkulduğu
için bu bilgi halktan saklandı. Ellibaşların adı zamanla mitlere ve efsanelere
dönüştü, unutuldu.
Türkan ve Fatih, Ellibaşların enerjisiyle bağlantı kurdukça
daha derin bir gerçeği keşfetti: Ellibaşlar yalnızca bir zamanlar yardım eden
dostlar değil, aynı zamanda bir uyarıcıydı. Onların zihninden gelen mesaj, net
ve keskin bir şekilde yankılandı:
"Evrenlerin yapısı tekrar dengesini kaybediyor. Bizim
Ara-Bölge’mizi yıkan çöküş, bu kez sizin evreninizi tehdit ediyor. Xantrix’in
sahip olduğu teknoloji, bu krizi çözmek için bir anahtar olabilir. Ancak bu
güç, yanlış ellere geçerse, tüm evren yok olabilir. Türkan ve Fatih, seçilmiş
olanlar sizlersiniz. Bilincimiz size bu bilgiyi aktarmayı uygun gördü, çünkü
siz inanç ve empati taşıyorsunuz. Sizin göreviniz, Xantrix’in gizli
teknolojisini kötü niyetli kullanımlardan korumak ve evreni dengeye kavuşturacak
bilgeliği yaymaktır."
Türkan’ın zihninde yankılanan bu kelimelerle birlikte, bir
enerji patlaması hissettiler. Fatih, derin bir nefes alarak kendine geldi ve
başını salladı. “Ellibaşlar... Bu, yalnızca bir bilgi değil. Bu, bir
sorumluluk.”
Zaythor onlara doğru bir adım attı. “Şimdi ne olduğunu
gördünüz. Ama bu bilgiyi taşımak, büyük bir risk. Ellibaşların mesajını almış
olsanız da bu, sizin kararınızı değiştirmeyecek. Şimdi bize, evreni korumak
için bu göreve bağlılık göstereceğinize yemin etmelisiniz. Aksi takdirde, bu
bilginin dışarı sızmasına izin veremeyiz.”
Türkan ve Fatih, birbirlerine baktılar. O an, Ellibaşların
enerjisinin hala içlerinde titreştiğini hissediyorlardı. Hali hazırda Ahmet Bey
için buraya kadar sürüklenmişlerdi, daha onun tek bir izine dahi
rastlayamamışken, bu yeni görevi nasıl kabul edebileceklerdi, bu yüzden büyük
bir tereddüt içerisindeydiler.
Türkan derin bir nefes alarak Zaythor'a döndü. "Bu
görevin önemini anlıyoruz, ama buraya Babam Ahmet Bey'i bulmak için geldik.
Onun akıbetini öğrenmeden, Ellibaşların mirasını araştırmak gibi bir
sorumluluğu üstlenmek… Bizim için çok zor."
Zaythor, Türkan'ın gözlerinin içine baktı, sesi daha yumuşak
ama otoritesini kaybetmemişti. "Ahmet Bey'in kayboluşu ve Ellibaşların
mesajı arasında daha fazla bağ olduğunu düşünüyorum. Belki de bu arayış,
yalnızca Ellibaşların sırrını değil, aynı zamanda Ahmet Bey'in nerede olduğunu
da ortaya çıkarabilir."
Fatih kaşlarını çatmıştı. "Ya bizi yanıltıyorsanız?
Bizi kendi savaşınıza çekmek için bu bağlantıyı kullanıyor olabilir
misiniz?"
Zaythor, bir an duraksadı. "Şüphelerinizde haklısınız.
Ancak, unutmayın ki Ellibaşların enerjisi sizin içinizi seçti. Bu sadece bir
tesadüf olamaz. Eğer Ahmet Bey'i bulmak istiyorsanız, bu görevi kabul
etmelisiniz. Ellibaşların izi sizi ona götürebilir."
Türkan ve Fatih, bir süre sessiz kaldılar. Bu yeni
sorumluluk, her şeyin önüne geçmiş gibi görünüyordu. Ancak bir yandan da Ahmet
Bey'in akıbetini öğrenme ihtimali, bu yolda devam etmelerini gerektiriyordu.
Sonunda Türkan, kararlı bir şekilde başını salladı.
"Peki Zaythor, bu görevi kabul ediyoruz. Ama bir şartımız var. Babamın
izini bulmamızda bize yardım edeceksiniz."
Zaythor hafif bir gülümsemeyle başını eğdi. "Bu bir
anlaşma. Ellibaşların mirası ve Ahmet Bey'in sırrı, birlikte çözülecek."
Fatih, Türkan'a döndü. "Ne dersin? Kendi hikayemizi
yazmaya hazır mıyız?"
Türkan, hafif bir gülümsemeyle cevap verdi. "Hazırız.
Ama bu, sandığımızdan çok daha büyük bir hikaye olacak gibi görünüyor. Ve sana
karşı olan fikirlerim halen aynı, biliyorsun önceliğim babam, lütfen beni anla."
Fatih, Türkan’ın gözlerine baktı, onun kararlılığını ve
babasına duyduğu sevgiyi anlayabiliyordu. Hafifçe başını salladı. "Elbette
anlıyorum," dedi yumuşak bir sesle. "Senin için neyin önemli olduğunu
biliyorum, Türkan. Bu yolculukta, babanla ilgili cevapları bulmak için elimden
gelen her şeyi yapacağım. Ama unutma, burada yanındayım. Her ne olursa
olsun."
Türkan derin bir nefes alıp başını salladı. "Teşekkür
ederim, Fatih. Şu an belki anlaşamıyoruz, ama bu yolculuk bizi farklı şeylere
götürebilir. Yine de birlikte yürümeye çalışmalıyız."
Zaythor, onları izlerken sessizce konuşmalarına kulak
veriyordu. Ancak zamanı daha fazla harcamaya niyeti yoktu. Ellibaşların
mirasının sırları her geçen an daha fazla tehlikeye giriyordu.
"Eğer hazırsanız," dedi Zaythor, otoriter bir
tonla, "sizi Ellibaşların ilk mesajının alındığı bölgeye yönlendireceğim.
Orası, Xantrix sistemindeki en eski uzay boşluğunun yakınlarında bulunuyor.
Enerjileri hâlâ orada yankılanıyor."
Fatih, Zaythor’a döndü. "Bu yolculuğun tehlikeli
olacağını hissediyorum. Orada bizi ne bekliyor?"
Zaythor'un yüzündeki ifade sertleşti. "Ellibaşların
bıraktığı enerji izi, onları yok eden gücün de aynı bölgede izler bıraktığını
gösteriyor. Orası, bilinmeyen tehlikelerle dolu bir yer. Ancak sizin içindeki
enerji, bu tehlikelere karşı bir kalkan olabilir. Ya da tam tersi, sizi hedef
haline getirebilir."
Türkan ve Fatih bir an duraksadılar. Ancak artık geri dönme
şansları kalmamıştı. Türkan, Zaythor’a doğru bir adım attı. "Bize
ihtiyacımız olan ekipmanı ve bilgileri sağlayın. Gidiyoruz."
Zaythor, hafifçe gülümsedi. "Cesaretinizi takdir
ediyorum. Ellibaşların mirası ve babanla ilgili cevaplar, bu yolda sizi
bekliyor. Şimdi, yolculuğunuza hazırlanın. Gala-5 sizi başlangıç noktasına
götürecek."
Türkan ve Fatih, birbirlerine kısa bir bakış attılar.
Aralarındaki gerilim hâlâ çözülmemiş olsa da aynı hedef doğrultusunda hareket
etmenin verdiği bir birlik hissi vardı. Görevlerine doğru ilerlerken, bu
yolculuğun sadece Ahmet Bey’i değil, aynı zamanda kalplerin birbirine ısınması adına
kendilerini de keşfetmelerine vesile olacağını hissediyorlardı.


0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 70 Bilinen Uzayın Uzağında"
Yorum Gönder
Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...