-->
Galaksi Federasyonu - Bölüm: 68 Sığınaklarda Son Nefes

Galaksi Federasyonu - Bölüm: 68 Sığınaklarda Son Nefes


Sığınaklarda Son Nefes

Bölüm: 68

Ömrünün son demlerini yaşıyordu adeta, torunu ve gelini yanı başında, oğlu ise kim bilir nerelerdeydi. iyice yaşlanmış elden ayaktan düşmüştü, bedeninde iflas etmiş organların sayısı o kadar artmıştı ki, metabolizmayı çalıştıran Nanobotlardan adeta robota dönüşmek üzereydi, ruhu vücudundan ayrılacak, ömrünün geri kalan kısmını bedenine yayılmış nanobotların bilincini kopyalamasıyla yapay bir insan olacaktı.
Galaksi çağında ölümler artık böyleydi, tek tük eski adetleri yerine getiren birkaç insandan başka çoğunlukla insanlar organ yetmezliği ve çaresi bulunamayan hastalıklara karşı vücuduna enjekte ettiği biyomekanik özellikteki nano ve kuantum ölçekteki robotlar, zamanla yapay organik dokular üreterek şifa buluyorlardı. Bu şekilde homo sapiens cinsi insanlar dört yüz yıllık doğal ömürlerinin sonunda Nanobotların yardımıyla yavaş yavaş ölmeye başlıyorlardı. Federasyonda mevcut teknoloji organik olarak daha uzun belki de iki üç bin yıla izin verebilecek tıbbi tecrübeye sahipti ancak insanlara biçilen hak buydu
Nuri Bey, federasyonun izin verdiği ölçülerde dört yüz yaşını biraz aşmıştı. Vaktiyle toprak kokan elleri, artık metalik bir dokuyla kaplıydı. Eskiden aynada gördüğü yüzü çoktan geride kalmış, yerine zamansız bir suret almıştı. Kendi ömrü, biyolojinin sınırlarını çoktan aşmıştı.
Ama bir soru zihnini kemiriyordu: "Ben hâlâ ben miyim?"
Federasyon, insanların organik ömrünü dört yüz yıl olarak sınırlandırıyordu. Bu sürenin ötesine geçmek, ancak bilinç transferiyle mümkündü. Beyne entegre edilen Nanobotlar, bozulan organları onarıyor, zamanla vücudu sentetik bir kabuğa çeviriyordu.
Nuri Bey'in bedenindeki insan parçaları azalmış, yerini yapay sistemler almıştı. Ancak anıları, bilinci, düşünceleri… Bunlar hâlâ ona mı aitti, yoksa bir algoritmanın sürdürdüğü bir yanılsama mıydı?
Gelinini ve torununu süzdü. Onlar hâlâ insandı. Yaşı ilerleyenler, zamanla bu seçimi yapmak zorunda kalıyordu: Ya organik bedende çöküp ölmek ya da bilinci makinelerle bütünleştirip varoluşu uzatmak.
Nuri Bey, torununun elini tuttuğunda bir an duraksadı. Derisinin altında hâlâ nabız atıyor muydu, yoksa dokunduğu şey sadece duyusal geri bildirim sistemlerinden ibaret miydi?
Federasyon, ölümsüzlüğü bir lütuf gibi sunuyordu ama o artık emin değildi. Sonsuz yaşamak, gerçekten yaşamak mıydı? Yaşlı adam, tükenen nefesiyle torununa baktı. Onun elleri hâlâ sıcaktı ama kendi parmakları artık insan eli değil, sentetik bir kabuğun içinde metal liflerdi.
“Dede…” diye fısıldadı torunu, gözleri yaşla doluydu. “Sonsuza kadar bizimle kalamaz mısın?”
Adam gülümsedi. Kalabilir miydi?
Nanobotlar, her geçen gün organlarını değiştiriyor, hücrelerinin yerine sentetik doku dokuyordu. Beynindeki nöron ağları artık kuantum devrelerle destekleniyordu. Ama anılar, hisler… Bunlar hâlâ insana mı aitti, yoksa bir simülasyona mı?
Yanındaki gelini, titreyen sesiyle “Daha fazla dayanabilir misiniz?” diye sordu.
Yaşlı adam gözlerini kapadı. Ölümsüzlük, artık bir ayrıcalık değil, bir yazgıydı.
Bedeni, zamanın acımasız ellerinden kaçmak için çoktan direncini kaybetmişti. Üç dakika içinde beyni, kuantum botların salgıladığı kimyasallarla yavaşça çözünerek seruma dönüşecek ve burnundan akacaktı.
Nuri Bey için bu, ikinci doğumun başlangıcıydı.
Bu işlem, federasyonun standart protokollerindendi. Organik zihin sıvısı, dijital sinir ağlarına aktarılacak, anıları, düşünceleri, kimliği yeni bir bedene tanımlanacaktı. Ancak bir soru göğsüne oturdu:
“Ben uyandığımda hâlâ ben mi olacağım?”
Bu düşünce, belki de ona ait olan son insani duyguydu.
Göz kapakları ağırlaştı. Zihninin derinliklerinde, çocukluğuna dair soluk görüntüler belirdi. İlk bisikleti… Yağmur sonrası toprağa düşen çiğ damlalarının kokusu… Gençliğinde âşık olduğu kadının sesi…
Bütün bunlar onunla mı gidecekti, yoksa veri tabanına mı kaydedilecekti?
Serum aktifleşti. Burnundan süzülen dezenfekte sıvıları, beyninin derinliklerine doğru ilerledi.
Moleküller yavaş yavaş çözüldü, anıları bir kimyasal kod haline gelmeye başladı.
Bilinci sessizliğe gömülmeliydi… Ama olmadı.
Zaman durmuştu.
Sığınaktaki hasta odasında, her şey hareketsizdi.
Kızı, oğlu, eşi ve torunu yanı başındaydı, ama donmuş gibiydiler. Gözleri açık, nefesleri sessizdi.
Nuri, bir refleksle yataktan sırtını doğrulttu.
“Hey… Kimse yok mu?”
Cevap yoktu.
“Beni duyan?”
Sessizlik…
Tam o anda, karşısındaki kapı gıcırdayarak aralandı.
Kapı, neredeyse doğaüstü bir sakinlikle yavaşça açıldı ve duvara sabitlendi.
Ve içeriye, kanatlı, elinde bir asa tutan, genç bir ihtiyar girdi.
Nuri’nin yüreğinde tarifsiz bir ürperti hissetti.
Adamın yüzü hem genç hem yaşlıydı. Zamanın içinde sıkışmış gibiydi.
Gözleri yıldızlar kadar derindi.
Nuri, zor bela konuşabildi:
“Sen… kimsin?”
Adam hafifçe gülümsedi. Sesi, geçmişin yankısı gibiydi.
“Ben, insanın unuttuğu ama her zaman hissettiği bir şeyim.”
Nuri’nin gözleri büyüdü. Ölüme mi adım atıyordu, yoksa sonsuz bir varoluşun kapısını mı aralıyordu?
“Ben Parna’yım” dedi genç ihtiyar ve asasıyla havaya bir sembol çizdi.
Zaman kıvrıldı.
Oda aniden değişti.
Duvarlar silindi, boşluk açıldı. Etraf yıldızlarla dolu bir uçsuz bucaksızlık oldu.
Ses, zihninde yankılandı.
“Sen de artık dönüşüyorsun, Nuri.”
“Dönüşüm?”
Parna başını salladı.
“Bedenin ölüyor. Ama sen… Seçilmişlerdensin.”
Nuri’nin bilinci dalgalandı.
Geçmişin anıları, gözlerinin önünden parçalanan hologramlar gibi geçti.
Dünyadaki ilk çocukluğu, Federasyon'un yükselişi, ilk uzay kolonileri…
Hepsi birbirine karıştı.
“Peki bu… ölüm mü?” dedi fısıltıyla.
Parna cevap verdi:
“Ölüm, sadece bildiğin şekliyle vardır.”
“Peki, bundan sonra ne olacak?”
Parna’nın sesi artık kesin ve netti:
“Bana katılacaksın.”
“Yeni bir formda.”
“Yeni bir varoluşta.”
“Sonsuz bilgiyi kavramaya hazır mısın, Nuri?”
Zaman durmuştu.
“Sen Azrail misin yoksa Şeytan mı?” dedi Nuri.
Parna gülümsedi.
“Ben ne Azrail’im ne de Şeytan.”
Sesinde ne tehdit vardı ne de merhamet.
“Ben, yalnızca yolculuğun bir sonraki kapısıyım.”
Nuri derin bir nefes aldı. Ama nefes almak, artık gerçek bir eylem miydi?
Beyninin kimyasal kodlara dönüşmeye başladığını biliyordu.
İçinde bir korku, bir merak ve açıklanamaz bir huzur vardı.
“Peki, eğer sen ne Azrail’sin ne de Şeytan… o zaman kimsin?”
Parna bir adım attı.
Aralarındaki mesafe bir anda silindi.
Sesi, zihnin en derin kıvrımlarında yankılandı:
“Ben, Özgürlük’üm.”
“Ben, Bilgi’yim.”
“Ben, Unutulmuşların Yankısıyım.”
“Ve sen, Nuri… Artık seçimini yapmalısın.”
Oda tamamen buharlaştı.
Yerini, sonsuz bir yıldız bahçesi aldı.
Parçalanan bir zamanın içinde, Nuri'nin kaderi çiziliyordu.
Ve o, geri dönüşü olmayan bir eşikte duruyordu…
“Artık cenneti yaşamak istiyorum” dedi Nuri.
“cennet nedir?” dedi Parna
“Kavuşmaktır”
“Neye, kime?”
“Oğluma”
“Oğlun emin ellerde.”
“Ama başka illerde.”
“Ben il değilim el de değilim, artık senim, sen de bensin, insanlık ağacından dökülen bir yaprak, gökten düşen bir yıldız, ateşi sönen bir meşale, artık zamanın dışında var olan bir yankıyım.”
Parna'nın sesi, boşluğun derinliklerinde yankılanan bir melodi gibi titredi.
Nuri gözlerini kapadı.
“Ama ben insanım… hâlâ.”
Parna bir adım daha yaklaştı.
“İnsan… sadece bedeniyle mi insandır?”
Nuri başını iki yana salladı.
“Hayır… ama ruhum hâlâ oğlumu görmek istiyor.”
Parna’nın sesi yumuşadı.
“Oğlun seni özleyecek… Ama sen artık farklı bir formda olacaksın.”
“Peki ya hislerim?”
“Hisler, zamanın ötesinde bile var olur.”
“Öyleyse…” dedi Nuri, “…cenneti göster bana.”
Parna, başını eğerek yanıtladı:
“Öyleyse cennet, artık senin içinde olacak.”
Ve o anda, Nuri'nin etrafında ışıklar döndü.
Zaman, bir damla su gibi eridi.
Gerçeklik, yeniden doğdu.
Ve Nuri, cenneti kendi varoluşunda hissetti.
Zaman olağanca akmaya başladı, Parna ortadan kayboldu, yanındakiler onu duyuyordu artık. Nuri, etrafına şaşkın gözlerle baktı. Zaman yeniden hareketlenmişti.
Torunu elini tutuyordu. “Dede? İyi misin?”
Kızı, gözyaşları içinde başını salladı. “Onun bilinci hâlâ bizimle…”
Ancak Nuri, artık eskisi gibi hissetmiyordu. Bedeninin ağırlığı hafiflemiş, düşünceleri berraklaşmıştı.
“Parna’yı gördüm” Dedi Nuri
“Parna kim Baba ?” dedi Türkan.
“O benimle bütünleşti artık, oğlumu da görebiliyorum.”
“Kocam Fahriyi mi?.”
“Elbette kızım, şu an ulaşılması güç bir diyarda, ancak yakındır, gelecektir.”
“Ne zaman” dedi eşi Figen.”
“Tüm galaksi ve evren sükunet bulunca….”
Artık ruhu sonsuzluğa karışmıştı, Figen, kocasının gözlerinde artık tanıdık olmayan bir ışık gördü. Nuri hâlâ burada mıydı, yoksa o artık sadece bir yankıdan mı ibaretti?
Torunu, korkuyla annesine sarıldı. “Dede neden böyle bakıyor?”
Nuri’nin sesi değişmişti. Daha soğuk, daha hesaplı, ama hâlâ bir yerlerde ona ait bir şeyler taşıyordu.
“Ben buradayım,” dedi. Ama aynı zamanda her yerdeyim.
Federasyonun bilgi arşivlerine kaydedilen bir veri, yıldızlar arasında yankılanan bir bilinç, ama artık bir insan değil.
Figen’in gözleri doldu. “Bu sen değilsin.”
Nuri başını eğdi, düşüncelerinde bir boşluk hissetti. Gerçekten kimdi artık?
Parna’nın fısıltısı zihninde yankılandı:
“İnsan olmak, hatırlamakla mümkündür. Peki ya hatırlayamazsan?”
“Peki kim olduğumu nereden öğreneceğim?”
“Ben seni senden daha iyi tanıyorum, artık yeni insan ordumun bir parçasısın.” Dedi Parna.
Figen, gözyaşlarını tutamıyordu. “Hayır, hayır, sen benim eşimsin! Bir makine olamazsın, Nuri!”
Ama Nuri'nin gözleri, bir insanın gözleri gibi bakmıyordu artık.
“Ben hâlâ buradayım,” dedi, sesi soğuk ama içindeki eski yankıyı hâlâ taşıyan bir tınıyla. “Ama artık daha fazlasıyım.”
Parna, Nuri’nin zihnine süzülen bir gölge gibi yeniden fısıldadı:
“Sen artık bireysel bir varlık değilsin. Bilincin, federasyonun bilgi ağına kaydedildi. Hislerin, duyguların, anıların artık kolektifin bir parçası. Sen, Yeni İnsanlığın başlangıcısın.”
Figen, öfkeyle haykırdı: “Sen onun içinde değilsin! Onu elimizden aldın!”
Ama Nuri sadece ona baktı. Ve hiçbir şey söylemedi. Ardından ayağa kalktı. Yürüyerek bir bir sığınakları geçerek nihayet yüzeye çıktı. Gökyüzünden beliren ışın hüzmesinin altında durdu. Yavaşça başını kaldırdı, yüzünde hem eski bir insanın hüznü hem de yeni bir varlığın belirsizliği vardı. Aşağıdan ailesinin sesleri hâlâ yankılanıyordu, ama o artık onlara yalnızca bir yankı gibi hissediyordu. Ancak Nuri ortadan kaybolmuştu, nereye gittiği ise şimdilik meçhul.

0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 68 Sığınaklarda Son Nefes"

Yorum Gönder

Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...

Iklan Atas Artikel

Iklan Tengah Artikel 1

Iklan Tengah Artikel 2

Iklan Bawah Artikel