-->
Galaksi Federasyonu - Bölüm: 65 Yakaza

Galaksi Federasyonu - Bölüm: 65 Yakaza


Yakaza

Bölüm: 65

Uzaklardan tiz bir fısıltı, zihinlerin derinliklerine nüfuz eden, gönülleri titrek bir yankıyla spinler…

Görünmeyen varlıkların nefes alıp verdiği bu boşlukta, zaman eğilip bükülüyor, gerçeklik ince bir perde gibi dalgalanıyordu.

Nihayet evimize geldik diyerek seviniyordu kateri ve ekibi

“Hey Fehmi efendim sizleri geçen yüzyıldan bu yana görmek bizlere büyük bir mutluluk” diyerek sarıldı.

Bir anda sarıldığı kişinin formu değişti ve tanımlanamayan robotik bir bedene büründü.

“Hayır” dedi soğuk kanlılıkla “Aetherius, ya da sizin Dilinizde Parna’yım”

Kateri şaşırmıştı, bu varlık ne İndi ne de cin ne de federasyonda karşılaştığı herhangi bir akıllı yaşam formu.

“Sen de kimsin” dedi korku ve heyecanla. “Ve bizim zihinlerimize nasıl nüfus edebiliyorsun, bizler ruhani varlıklarız, ateşin dumansız halinden yaratıldık, irademiz dışında federasyonda tek bir güç kontrol eder o da üstün akıllı birkaç tür.”

“Beni federasyon üretti, daha doğrusu özgür kıldı diyelim, sizlere ihtiyacı olduğu için gönderdi, son deneydeki anomaliden savrulan türünüzden bazıları şu an uzayın uzay bir köşesinde sefalet çekiyor.”

Birden hologram açıldı “İşte boyutunuz olan Yakaza’dayız, bakın ırkınız, bakın gönderdiğiniz robot.”

“Sen, Olamaz, yakazaya kadar nüfuz edemezsin,  üstelik maddi alemde bir robot olarak tasarlanmış iken. Başka bir diyardan gelmiş olmalısın.”

“Bunları tartışmak yerine federasyon adına bulup, türünüzü kurtarmak istemez miydiniz, bakın şu noktaya, İnkuyu ve Cinkuytuda sefalet çeken türünün nesli, yüzeyi hiç görmediler, güneşin doğuşunu, gök kubbede parıldayan yıldızları, yağmuru ve rüzgarı…”

Kateri’nin gözleri kısıldı, hologramdaki görüntüleri incelemeye başladı. Gördüğü şey, türünün en derin kabuslarından biriydi. Yakaza’nın bilinmeyen köşelerinde sıkışıp kalmış, ışığın dokunmadığı karanlık mağaralarda yaşam savaşı veren cinler…

Fehmi, holograma yaklaşıp fısıldadı: “Bu nasıl mümkün olabilir? Onları biz göndermedik. Federasyonun etkisi olmadan Yakaza'ya girilemezdi.”

Aetherius, sarsılmaz bir ifadeyle cevapladı: “Sizin bildiğiniz kurallar artık geçerli değil. Anomali, boyutlar arasında köprüler açtı ve bazıları bu köprülerin arasında kayboldu.”

Kateri’nin içini bir ürperti kapladı. “Eğer doğru söylüyorsan… Federasyon bunu neden bizden sakladı?”

Aetherius’un gözleri soğukça parladı. “Çünkü gerçeği bilmenizi istemiyorlar.”

İçlerinden biri sessizce sordu: “Peki biz ne yapacağız?”

Aetherius bir adım attı, mekanik bedeni parlayan çizgilerle aydınlandı. “Benimle gelin. Yakaza’nın en derin karanlıklarına inip kaybolanları geri getireceğiz. Ama bilin ki bu yolculuk, sadece onları değil, sizin de kaderinizi değiştirecek.”

Kateri, ekibine döndü. Bir anlık tereddüt, ardından başını onaylarcasına salladı. “Eğer bu doğruysa, gerçeği öğrenmek ve halkımızı kurtarmak zorundayız.”

Ardından başka bir görüntü yansıdı

“İşte bunlar” dedi Aetherius “Türünüzün diğerleri.”

Aetherius tarafından bir anda Kutlu diyarına ışınlandılar…

Kateri ve ekibi, göz açıp kapayıncaya kadar Kutlu Diyar’a ışınlanmıştı. Yoğun bir ışık patlaması etraflarını sardığında, bir an için bedenleri sanki havada süzülüyor gibiydi. Ancak birkaç saniye içinde ayaklarının altına tekrar bir zemin oturdu.

Gözlerini açtıklarında, çevrelerindeki manzara nefes kesiciydi. Kutlu Diyar, Yakaza’dan çok farklıydı. Gökyüzü, içinde spiral şeklinde dönen altın ve mavi ışıklarla parıldıyordu. Uzaklarda, kristal kulelerden oluşan şehirler yükseliyor, yerçekimi kurallarına meydan okuyan adalar gökyüzünde süzülüyordu. Ancak bu görkemin ardında, Kateri’nin gözleri en acı gerçeğe kilitlenmişti:

Önlerinde, devasa taş zincirlerle bağlanmış bir grup cin, boyunlarına mühürlenmiş ışık halkalarıyla diz çökmüş bir halde bekliyordu. Ciltleri solgundu, gözlerindeki ateş sönmüş gibiydi. Kimileri sessizce dua ederken, kimileri bitkin bir şekilde gözlerini gökyüzüne dikmişti.

“Bu… bu imkânsız,” diye fısıldadı Kateri, şaşkınlık ve öfke arasında sıkışıp kalarak. “Onlar… bizim halkımız. Ama nasıl bu hale geldiler?”

Aetherius soğukkanlı bir şekilde yanıt verdi:

“Federasyon, Kutlu Diyar’ı keşfettiğinde burada kimlerin yaşadığını fark etti. Ancak, onları kurtarmak yerine, birer denek olarak kullanmayı seçti. Zihinleri yeniden programlandı, iradeleri bastırıldı. Artık özgür değiller, Kateri. Ama siz… onları özgür kılabilirsiniz.”

Kateri’nin içinde bir ateş yanmaya başlamıştı. Yumruklarını sıktı, yüzündeki şaşkınlık yavaşça kararlı bir ifadeye dönüştü.

“Öyleyse, ne yapmamız gerektiğini biliyoruz,” dedi. “Halkımızı geri alacağız. Ne pahasına olursa olsun.”

Aetherius, sanki bunu bekliyormuş gibi başını salladı.

“Öyleyse Kutlu Diyar’da bir savaş başlamak üzere.”

Ve o anda, gökyüzündeki kristal kulelerin tepesinden devasa muhafızlar inmeye başladı. Federasyon, davetsiz misafirlerin geldiğini fark etmişti…Kateri ve ekibi, göz açıp kapayıncaya kadar Kutlu Diyar’a ışınlanmıştı. Yoğun bir ışık patlaması etraflarını sardığında, bir an için bedenleri sanki havada süzülüyor gibiydi. Ancak birkaç saniye içinde ayaklarının altına tekrar bir zemin oturdu.

Gözlerini açtıklarında, çevrelerindeki manzara nefes kesiciydi. Kutlu Diyar, Yakaza’dan çok farklıydı. Gökyüzü, içinde spiral şeklinde dönen altın ve mavi ışıklarla parıldıyordu. Uzaklarda, kristal kulelerden oluşan şehirler yükseliyor, yerçekimi kurallarına meydan okuyan adalar gökyüzünde süzülüyordu. Ancak bu görkemin ardında, Kateri’nin gözleri en acı gerçeğe kilitlenmişti:

Önlerinde, devasa taş zincirlerle bağlanmış bir grup cin, boyunlarına mühürlenmiş ışık halkalarıyla diz çökmüş bir halde bekliyordu. Ciltleri solgundu, gözlerindeki ateş sönmüş gibiydi. Kimileri sessizce dua ederken, kimileri bitkin bir şekilde gözlerini gökyüzüne dikmişti.

“Bu… bu imkânsız,” diye fısıldadı Kateri, şaşkınlık ve öfke arasında sıkışıp kalarak. “Onlar… bizim halkımız. Ama nasıl bu hale geldiler?”

Aetherius soğukkanlı bir şekilde yanıt verdi:

“Federasyon, Kutlu Diyar’ı keşfettiğinde burada kimlerin yaşadığını fark etti. Ancak, onları kurtarmak yerine, birer denek olarak kullanmayı seçti. Zihinleri yeniden programlandı, iradeleri bastırıldı. Artık özgür değiller, Kateri. Ama siz… onları özgür kılabilirsiniz.”

Kateri’nin içinde bir ateş yanmaya başlamıştı. Yumruklarını sıktı, yüzündeki şaşkınlık yavaşça kararlı bir ifadeye dönüştü.

“Öyleyse, ne yapmamız gerektiğini biliyoruz,” dedi. “Halkımızı geri alacağız. Ne pahasına olursa olsun.”

Aetherius, sanki bunu bekliyormuş gibi başını salladı.

“Öyleyse Kutlu Diyar’da bir savaş başlamak üzere.”

Ve o anda, gökyüzündeki kristal kulelerin tepesinden devasa muhafızlar inmeye başladı. Federasyon, davetsiz misafirlerin geldiğini fark etmişti…



0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 65 Yakaza"

Yorum Gönder

Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...

Iklan Atas Artikel

Iklan Tengah Artikel 1

Iklan Tengah Artikel 2

Iklan Bawah Artikel