Galaksi Federasyonu - Bölüm: 64 Rüya
Rüya
Karanlık bir gecede, kumkatların arasında, kumulları
hışırdatan rüzgarın esintisi ve parıldayan gökyüzünün altında yürüyordu. Ay
ışığı, kumların üzerine gümüşi bir yorgan gibi serilmişti. Uzaklardan gelen bir
baykuş sesi, gecenin sessizliğini bozuyordu.
Adımlarını dikkatlice attı. Kumun altında ne saklıydı,
bilmiyordu. Rüzgarın getirdiği fısıltılar kulaklarında yankılanıyordu.
"Gel…" diye çağıran bir ses mi vardı, yoksa rüzgarın oyunları mıydı?
Gökyüzündeki yıldızlardan biri diğerlerinden daha parlaktı, gözlerini
kamaştırıyordu.
Birden, yıldızın parıltısı artarak büyüdü. Zaman sanki
yavaşladı, nefesi kesildi. O ışık gökten kopup düştü, kumların arasına
saplandı. Yer titredi. Etrafındaki her şey bir anlığına sessizliğe büründü,
sonra rüzgar daha güçlü esti.
Kumların arasına gömülü ışık huzmesi yavaş yavaş solarken,
içinden bir figür beliriyordu. Gölgeler arasında beliren bu varlık, bir insana
benziyordu ama gözleri… Gözleri, tıpkı o yıldız gibi ışıldıyordu.
"Seni bekliyordum," dedi varlık, sesi rüzgar kadar
hafif ama yıldırım kadar etkiliydi.
Gerçek ile rüya arasındaki sınır bulanıklaşırken, Stellazzz
nereye adım attığını bilmiyordu artık.
"Ben Salin, Ulu Salin," dedi figür, sesi
yankılanarak kumların üzerine yayıldı.
“Efendimiz” dedi Stellazzz, “Sizleri burada görmek ne şeref.”
Diyerek önünde eğildi
"Uyan Stellazzz, yıldızlar altındaki sesime kulak
ver," diye fısıldadı Salin, sesi rüzgarın içinde yankılanıyordu.
"Spinlerin istemsizce kımıldandığı, bizleri kontrolden çıkarıp bilinmeze
sürükleyen güç yaklaşıyor. Senin zamanın geldi..."
Stellazzz derin bir nefes aldı, içindeki korku ile merakı
birbirine karışıyordu. Kumların arasında hafifçe yükselen ışık huzmeleri, onu
çevreleyen görünmez bir çember çiziyordu. Salin’in gözleri daha da parlarken,
kumlar yavaşça dönmeye başladı.
"Ne yapmalıyım, Ulu Salin?" diye sordu Stellazzz,
sesi titrek ama kararlıydı.
Salin bir adım ileri çıktı, kumlar ayaklarının altında
titredi. "İlk adımı at ve yıldızların çağrısına kulak ver. Senin kaderin
çoktan yazıldı, ama onu nasıl okuyacağını yalnızca sen keşfedebilirsin."
Stellazzz gözlerini kapattı, içinden yükselen gücü
hissetmeye çalıştı. Rüzgar artık fısıldamıyor, adeta bağırıyordu. Ve tam o
anda, bilinmeyen bir kuvvet onu ileriye doğru çekti…
Gözlerini açtığında, artık kumların üzerinde değildi.
Etrafı, dalgalanan mor ve altın renkli ışıklarla çevriliydi. Ayaklarının
altında, sanki yıldızlardan oluşmuş bir zemin vardı. Boşlukta yürüyordu, ama
düşmüyordu. Önünde devasa bir kapı belirdi; yüzeyi, parlayan sembollerle
kaplıydı.
"Bu kapı senin içindeki gerçeğe açılır," dedi
Salin, Stellazzz’ın arkasında belirmişti. "Ancak içeri girmeye cesaretin
var mı?"
Stellazzz derin bir nefes aldı, kalbi hızla atıyordu.
Ellerini uzattı ve kapının soğuk yüzeyine dokundu. Birden semboller canlandı,
ışık hüzmeleri çevresinde dans etmeye başladı.
Kapı ağır ağır aralanırken, içinden bir ses duyuldu:
"Zaman geldi. Gerçek seni bekliyor, göğsümdeki cevher
artık senindir,
Stellazzz kapıdan içeri adımını attığında, çevresindeki
ışıklar bir anda yoğunlaşarak karanlık bir boşluğa dönüşmeye başladı. İçindeki
güç, bir çığlık gibi yükseldi ve tüm vücudunu sarstı. Her şey bulanıklaştı,
gerçek ile hayal arasındaki sınır tamamen kayboldu.
Kapı ardında kalan, devasa bir boşluktu ne gökyüzü ne yer,
sadece sonsuz bir karanlık vardı. Ancak bir şey belirginleşmeye başladı:
uzaklardan gelen bir ışık hüzmesi, derin karanlıkta bir yol gösterici gibi
parlıyordu. Bu ışık, Salin'in gözlerindeki o parlak yıldıza benziyordu.
"İçeri gir, Stellazzz," diye fısıldadı bir ses,
her şeyin ötesinden. Salin'in sesi değildi; bu, bilinçaltının derinliklerinden
gelen bir yankı gibiydi. "Gerçekle yüzleş, senin zamanın geldi."
Stellazzz derin bir nefes aldı, karanlığa adımını attı.
Işığın peşinden gitmeye karar verdi. Her adımda etrafındaki karanlık daha da
yoğunlaşıyor, ama ışık da ona doğru çekiliyordu. Bir adım daha attığında, ışık
daha da yaklaştı. Artık görmesi çok kolaylaşmıştı; o ışık, bir zamanlar
gökyüzünde gördüğü yıldızdan farklıydı. Bu ışık, bir çağrıydı; bir yola çıkmaya
zorlayan, bilinmeyene doğru çekilen bir güç.
Adım adım ilerlerken, etrafındaki karanlık kayboldu. Her
şeyin yavaşça yerine oturduğunu hissetti. Bir anda, dev bir varlık beliriverdi
karanlıkta. O kadar büyük ve kudretliydi ki, silueti, sadece etrafındaki
ışıktan seçilebiliyordu. Gövdesi bir kayanın sertliğindeydi ama ruhu, bir
yıldızın ışığı kadar saf ve etkiliydi.
"Hoş geldin," dedi varlık, sesi uzaklardan
yankılanarak Stellazzz’ın ruhuna dokundu. "Beni bulman için senin zamanın
vardı. Artık gerçek seni bekliyor."
Stellazzz, ne yapacağını bilemeden durakladı. "Gerçek
nedir?" diye sordu. "Ben... Ben neyi keşfedeceğim?"
Varlık gülümsedi, gözlerinden binlerce yıldız gibi ışıklar
fırladı. "Gerçek, içindeki cevherdir. Yıldızların çağrısına kulak ver,
çünkü sen, zamanın kurallarına hükmedebilirsin."
Stellazzz’ın kalbi hızlıca atıyordu. O an, her şeyin bir
araya geldiğini, her adımının kendisine ait bir gerçek olduğunu fark etti.
Artık geriye dönüş yoktu. İçindeki cevheri keşfetme zamanıydı.
Derken, bir anda uykudan uyandı. Gözlerini araladı ve
çevresine bakındı. Her şey normaldi. Huzur dolu bir odada, sabahın erken
saatleriydi. Yastığı hafifçe ıslatmış, terlemişti. Kafasını sallayarak yataktan
kalktı. Tüm bedeni, rüyanın etkisiyle titriyordu. İçindeki huzursuzluk, bir
şeylerin yanlış olduğu hissini daha da derinleştiriyordu. Hızla başını
ovalayarak kendini toparlamaya çalıştı, ama rüyanın keskin görüntüleri hâlâ zihninde
dans ediyordu. O kadar canlıydı ki, bir an için gerçeklik ile hayal arasındaki
sınır bulanıklaşmıştı.
“Yoksa… gaybdan bir ses mi bu? Salin’in çağrıları mı?” dedi
sesli bir şekilde. Bir an, rüyasında duyduğu o yankılı sesi hatırladı.
Gözlerini sımsıkı kapatarak, o anın gücünü tekrar hissedebilmek için derin bir
nefes aldı.
Likeller olarak, onların türü normalde rüya görmezdi.
Hayatları çok daha somut ve gerçekti, rüya görmekse sadece hayal gücünün zayıf
olduğu, insan türlerine özgü bir durumdu. Fakat işte bu… Başka bir şeydi.
Salin’in ismi, rüyasında yankılanan o ses, ona bir görev, bir çağrı gibi
geliyordu. Bu yalnızca bir hayal olamazdı.
Odaya adım attı, etrafındaki her şey bildik, sıradan
görünüyordu. Ancak bir şeyler eksikti. Sanki dünyayı farklı bir açıdan
görüyordu. İçindeki güç, rüyasında hissedilen o enerjiyi yeniden arzuluyordu.
Rüyada duyduğu sözler, hâlâ kulağında çınlıyordu. “Senin zamanın geldi…”
Rüyasında kaybolduğu o yer, o ışık huzmesinin olduğu boşluk,
içini sarmaya devam ediyordu. Uyanmıştı ama rüya hâlâ onu terk etmiyor gibiydi.

0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 64 Rüya"
Yorum Gönder
Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...