-->
Galaksi Federasyonu - Bölüm: 41 İdfüzzz yörüngesinde

Galaksi Federasyonu - Bölüm: 41 İdfüzzz yörüngesinde

 


İdfüzzz yörüngesinde

Asteroid uzay gemisi olan RFC-86 yapısı itibariyle yörüngede adeta doğal bir ay gibi görünmekteydi. Gezegenin enteresan yapısını araştırmak üzere analizlerden elde edilecek bilgiler doğrultusunda hareket edeceklerdi.

“Şimdilik en güvenli yer uzayda bir yerlere tutunmaktır, tüm gök taşları, moloz yığınları ve yüksek radyasyondan bir nebze de olsun korunmak için” dedi Fahri. “Bir süre dinlenip yüzeydeki yapıyı analiz edip işimize yarar hammadde ve kaynaklar buluruz, belki de gezegenin yaşayan sakinleri vardır, izin almamız gerekir, her ne kadar misafirperverlikleri meçhul olsa da biz yine de üzerimize düşen görevi yerine getiririz.”

Fahri ve Ahmet istirahat odalarına çekilerek geminin kontrolünü tamamen Togan ve diğer robotlara bıraktılar. Geminin yörüngesine girdi gireli yoğun bir araştırma çalışmalarına girişmişler haliyle çok yorulmuşlardı, bu sebeple yatağına uzanan Fahri çok geçmeden uykuya daldı.



Yörünge de huzurlu bir şekilde uykuya daldığında, kendisini garip bir rüyanın içinde buldu.

Fahri, garip ve mistik rüyasında, kayalık bir tepenin uçurumunun karşısında havada asılı duran kayanın üzerinde duruyordu. Etrafında mor renkli gökcisimleriyle bezenmiş, uzun sarı saçları olan, garip kıyafetler giymiş insan formunda bir yabancı belirmişti. Bu telepatik varlık, Fahri’ye dönerek konuşmaya başladı.

“Merhaba Fahri, sezgilerim bu evrende seninle daha karşılaşmamış olduğumuzu gösteriyor, ama yakın gelecekte tanışacağımızı umuyorum,” dedi.

Fahri, şaşkınlıkla yabancıya bakarak, “Sen de kimsin? Hayatımda ilk defa senin gibi bir insan görüyorum. Galiba bilinçaltı meta evrenlerinde dozu fazla kaçırmış olmalıyım, bu bir yan etki olabilir,” dedi.

Yabancı telepat, sakin ve güven verici bir şekilde gülümsedi. “Hayır, hiçbir yan etkisi yok. Tamamen doğal ve gerçek bir dünyanın yansıması bu. Halen rüyada olduğun için şaşırıyor olabilirsin, lakin vakti geldiğinde seninle karşılaşacağız,” dedi.

Fahri, hala rüyanın etkisi altında, “Peki, bu karşılaşma ne zaman ve nerede olacak? Beni neden arıyorsun?” diye sordu.

Telepat, “Bu sorularının cevaplarını zamanla öğreneceksin. Şu an için bilmen gereken tek şey, bu evrende önemli bir role sahip olduğun. Senin ve arkadaşlarının keşfedeceği daha birçok şey olacak,” dedi.

“Nasıl yani anlamıyorum” dedi Fahri.

“Şimdi seni daha anlamlı bir şekilde aydınlatmak için farklı evrenlerdeki versiyonlarınla tanıştıracağım” dedi.

Telepat elini Fahri'nin omzuna koydu ve etraflarındaki manzara yeniden değişmeye başladı. Bir anda, farklı evrenlerdeki Versiyonlarının bulunduğu bir alanda buldular kendilerini. Her biri farklı kıyafetler ve yaşlarda olan bu versiyonlar, farklı hayatlar yaşamışlardı.

Bir versiyonu, ağır zırhlar giymiş, savaşçı bir lider olarak duruyordu. Bu Fahri, elinde bir enerji kılıcı taşıyordu ve etrafında bir grup askeri komuta ediyordu. “Bizim dünyamızda sürekli savaşlar var,” dedi bu versiyon. “Her gün hayatta kalmak için mücadele ediyoruz. Burada barışı sağlamak için liderlik ediyorum.”

Başka bir versiyon, beyaz laboratuvar önlüğü giymişti ve bilimsel aletlerle çevrili bir laboratuvarda çalışıyordu. “Ben bir bilim insanıyım,” dedi. “Kendi evrenimdeki teknolojik ve bilimsel gelişmeler üzerine çalışıyorum. Galaksiyi daha iyi bir yer yapmak için çabalıyorum.”

Bir başka versiyon, sade kıyafetler içinde, bir gezegenin üzerinde meditasyon yaparken göründü. “Ben huzuru buldum,” dedi. “Kendi içsel yolculuğumu tamamladım ve barışı arayan bir ruh oldum. Evrenin anlamını keşfetmek için buradayım.”

Fahri, her bir versiyonuyla konuşurken, onların farklı yaşam deneyimlerinden ve perspektiflerinden etkilendi. Her biri ona, yaşamın farklı yollarını ve her yolun kendine özgü zorluklarını ve ödüllerini gösteriyordu. Kendi içindeki potansiyelin farklı yüzlerini görerek, evrenin ne kadar geniş ve çeşitli olduğunu anlamaya başladı. Şaşkınlıkla, “Bu bana neyi anlatmaya çalışıyor? Hepsi farklı hayatlar, ama ben bunların hepsi değilim,” dedi.

Telepat, Fahri'nin gözlerinin içine bakarak, “Her bir versiyonun, senin potansiyelinin bir yansıması. Senin ve arkadaşlarının bu evrende yapacağı keşifler, federasyonun kaderini belirleyecek. Her bir seçimin, her bir adımın büyük bir önem taşıyor. Bu yüzden dikkatli olmalı ve her durumda en iyisini yapmalısın,” dedi.

Telepat, Fahri'nin omzuna bir kere daha dokundu ve etraflarındaki manzara yeniden değişmeye başladı. Fahri daha ilk şaşkınlığını atamamışken, bir yenisi daha eklenmişti. “Şimdi ne yapıyorsun?” dedi biraz da tedirgin bir şekilde.

“Rüya bariyerlerini açıyorum,” dedi telepat. “Şimdi sana en alakalı versiyonlarını göstereceğim. Onlarla bir arada diğer versiyonlarına nazaran daha fazla temas halinde olacaksın.”

Manzara, göz kamaştırıcı bir hızla değişti ve Fahri, kendisini geniş bir odada buldu. Bu oda, evrenin çeşitli köşelerinden gelen imgelerle doluydu. Fahri, odanın ortasında dört farklı versiyonunun durduğunu gördü. Her biri farklı bir evrenden geliyordu, ancak hepsi aynı Fahri'nin farklı yansımalarıydı.

İlk olarak, Şam adlı versiyonu öne çıktı. Şam, ilkel birinci seviye teknolojinin sonuna doğru ilerleyen bir medeniyetten geliyordu ve elinde holografik bir harita tutuyordu. “Ben Şam,” dedi. “Kendi evrenimde, dünya dışında ilk defa başka bir gezegende sürekli koloni kuran Mars öncülerinin bir parçasıyım. Yeni keşifler ve icatlarla uğraşıyorum.”

Ardından, İldeniz adındaki versiyon ortaya çıktı. İldeniz, görkemli bir savaşçı kıyafeti giymişti ve elinde bir enerji kılıcı vardı. “Ben İldeniz,” dedi. “Kendi evrenimde, her ne kadar felçli olsam da üzerimdeki giysi beni eskisinden daha güçlü kılıyor ve bu sayede büyük bir teknoloji şirketinde etkili bir yöneticiyim.”



Üçüncü olarak, Fatih adındaki versiyon öne çıktı. Fatih, barışçıl bir lider görünümündeydi ve etrafında doğayla uyum içinde yaşayan bir topluluk vardı. “Ben Fatih,” dedi. “Kendi evrenimde, barışı ve huzuru savunan bir liderim. İnsanlar ve doğa arasında denge kurarak, herkesin uyum içinde yaşamasını sağlıyorum.”

Son olarak, Mete adındaki versiyon ortaya çıktı. Mete, teknolojik bir dehanın işaretlerini taşıyan bir kıyafet giymişti ve etrafında ileri teknoloji cihazlar vardı. “Ben Mete,” dedi. “Kendi medeniyetimde, ileri teknolojiler geliştiren bir mühendis ve mucidim. Tıpkı senin gibi insanlığın en büyük teknolojik yeniliklerine imza atıyorum.”

Telepat, Fahri'ye dönerek, “Bu dört versiyonun, senin potansiyelinin en önemli yansımaları. Şam, İldeniz, Fatih ve Mete. Her biri farklı bir yolu seçti ve her biri kendi dünyalarında büyük bir etki yarattı. Bu versiyonlarla daha fazla temas halinde olacaksın, çünkü onlarla yüz yüze karşılaşacaksın.

Fahri, bu yeni bilgiyle başa çıkmaya çalışarak, “Peki, onların deneyimlerinden nasıl faydalanabilirim? Onlarla nasıl iletişim kuracağım?” diye sordu.

Telepat, “ yüz yüze karşılaşma gerçekleştikten sonra rüya bariyerleri açıldığında, seninle daha kolay iletişim kurabilecekler. Onların bilgilerini ve tecrübelerini, kendi yolculuğunda kullanabileceksin. Zamanla, bu dört versiyonunla nasıl etkileşime geçeceğini daha iyi anlayacaksın,” dedi.

Bu arada, uzay gemisindeki Togan, Fahri’nin beyin dalgalarını izliyordu ve onun rüya sırasında huzursuz olduğunu fark etti. “Ahmet,” dedi Togan, “Fahri garip bir rüya görüyor gibi. Beyin dalgaları normal değil.”

Ahmet, yatağından kalkarak Fahri’nin yanına geldi. Onun yüzündeki endişeli ifadeyi görünce, “Togan, Fahri’ye yardımcı olmak için ne yapabiliriz?” diye sordu.

Togan, “Beyin dalgalarını dengelemek için hafif bir uyandırma sinyali gönderebilirim. Bu, rüyasının etkisini azaltabilir ve onu daha huzurlu bir uykuya geri döndürebilir,” dedi.

Ahmet, “Denemekten zarar gelmez. Lütfen hemen yap,” dedi.

Togan, Fahri’nin beyin dalgalarına hafif bir uyandırma sinyali gönderdi. Fahri, rüyasındaki farklı versiyonlarının arasında dolaşırken, bir anda kendini yavaşça uyanırken buldu. Gözlerini açtığında, Ahmet ve Togan’ın endişeli yüzlerini gördü.

“Ne oldu?” diye sordu Fahri, hala rüyanın etkisinde.

“Garip bir rüya görüyordun,” dedi Ahmet. “Togan beyin dalgalarının normal olmadığını fark etti ve seni uyandırdı.”

Fahri, rüyasını hatırlayarak, “Evet, çok garip bir rüyaydı. Kendimin birçok farklı versiyonlarını gördüm. Her biri farklı bir hayat yaşıyordu.

Ahmet, “ Bu gezegenin oldukça ilginç bir etkisi var, daha önce kendi evrenimde de buna benzer söylentiler kulağıma gelmişti. Anomalinin bir tür yan etkisi olsa gerek.” Dedi.

“Bir an önce burada işimizi bitirip yolumuza devam etmeliyiz, belki de iyi bir fikir olmayabilir daha fazla burada kalmak,” dedi Fahri, rüyanın etkisini üzerinden atmaya çalışarak.

Ahmet, “Anladım, Fahri. Eğer bu gezegenin bir anomalisi varsa, hızlı ve dikkatli olmalıyız. Yüzeyde işimize yarayacak kaynakları ve bilgileri topladıktan sonra hemen ayrılmalıyız,” dedi.

Togan, hızlı bir şekilde yanıtladı. “Yüzey tarama işlemlerini hızlandırıyorum. Verileri daha kısa sürede toplamak için dron ekiplerini daha fazla bölgeye göndereceğim.”

Bir gün sonra…

“Gezegeni varsayımsal haritalandırdığımızda güney yarım küresinde demirden dağların oldukça yüklü miktarda elektrik yüklü olduğunu tespit ettik. Bu dağlar, manyetik alanı oldukça etkiliyor ve bu durum da gezegenin atmosferinde anormalliklere yol açıyor. Elektrik yüklü dağların çevresinde yapılan incelemelerde, bu enerjinin kaynağını ve nasıl kullanılabileceğini anlamak için daha fazla araştırma yapmamız gerektiği ortaya çıktı,” dedi Ahmet, elindeki raporu inceleyerek.

“Anlaşılan o ki, bu gezegendeki anomali, sadece yüzeyde değil, aynı zamanda yer altında da ciddi etkiler yaratıyor,” diye ekledi Fahri, “Bu kadar kısa sürede bu kadar bilgi toplamak oldukça etkileyici. Ancak, burada daha fazla kalmak riskli olabilir. Yine de bu enerjiyi nasıl kullanabileceğimizi öğrenmek, bizim için büyük bir avantaj olabilir.”

Togan, “Haklısın, Fahri. Ancak, bu gezegende ne kadar kalmamız gerektiğini iyi hesaplamalıyız. Her an her şey değişebilir ve bu bizim için büyük bir tehlike oluşturabilir,” dedi.

Togan, Fahri, Ahmet ve birçok Android, yaklaşık bir saat sonra gezegenin karanlık gökyüzü altındaki donmuş yüzeyine iniş yaptılar. İniş sonrasında herkes görevlerine dağıldı. Ahmet, yüzeydeki garip yapıları incelerken, Togan dronların verilerini kontrol ediyordu. Fahri ise ekibin geri kalanı ile kampı kurmaya başlamıştı. Yüzeydeki anormallikler ve manyetik alanın güçlü etkisi, ekibin dikkatli olmasını gerektiriyordu.

 


Ahmet, “Bu gezegendeki her şey çok tuhaf görünüyor. Buradaki yapıların kökeni hakkında hiçbir fikrim yok,” dedi.

Fahri, “Belki de bu yapıların kaynağını bulabilirsek, gezegenin gizemini çözebiliriz. Ama önce burada güvenli bir alan oluşturmamız gerekiyor,” diye yanıtladı.

Ahmet başını salladı. “Haklısın, Fahri. Güvenlik her şeyden önemli. Ancak, bu yapılar hakkında bilgi toplamak da bir o kadar önemli. Belki de burada keşfedeceğimiz şeyler, evrenin diğer bölgelerinde de bize rehberlik edebilir.”

Togan, “Dronlar şu anda gezegenin yüzeyini taramaya devam ediyor. İlk veriler, yüzeyde birçok metalik bileşik olduğunu gösteriyor. Ayrıca, bazı bölgelerde yüksek enerji seviyeleri tespit ettik,” dedi.

Ahmet, “Bu gezegen gerçekten de birçok sır barındırıyor. Dikkatli olmalıyız,” diyerek ekledi.

Yarım saat sonda…

Yüzeyde hava aracıyla keşfe çıkan Ahmet ve Fahri kurdukları kampın yaklaşık on kilometre kuzeyinde bulunan dağlık bölgede oldukça büyük bir mağara keşfettiler. Gösterge panelinden inceleyen Fahri, oldukça büyük olan bu mağaraya en yakın noktada güvenli bir şekilde aracı indirdi.

Ahmet ve Fahri, araçtan inip mağaranın girişine doğru yürüdüler. Mağaranın girişi oldukça genişti ve içeriye doğru uzanan karanlık bir tünel gözüküyordu. Ahmet, el fenerini çıkartarak tünelin içine doğru ışık tuttu. Fahri ise dronları çalıştırarak mağaranın içerisine gönderdi. Dronlarda yer alan lazer taramalarla mağaranın genel haritası çıkarıldı, detaylı ve üç boyutlu bir model oluşturuldu. Harita, mağaranın ne kadar derin olduğunu ve çeşitli kollara ayrıldığını gösteriyordu. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra sonuçlara göre herhangi bir tehdit oluşturmayan tünele girmeye karar verdiler. El fenerleri ve dronlardan gelen bilgilerle yol alarak ilerlediler. Mağaranın içindeki nemli hava ve sıvı su adeta bir vaha gibiydi.

“İlginç” dedi Fahri, “yüzeyi tamamen kupkuru ve donmuş olan bu serseri gezegen nasıl olur da birkaç kilometre içlerinde bu kadar sıcak olabilir.”

Ahmet, mağaranın duvarlarına bakarak cevap verdi: “Bunun birkaç nedeni olabilir. Öncelikle gezegenin çekirdeği galiba halen iş görüyor bu sebeple Jeotermal aktiviteler, yer altı su kaynakları veya bu gezegenin iç yapısındaki farklılıklar. Ayrıca mağara sistemi, dışarıdaki aşırı soğuk hava koşullarından daha iyi korunduğu için içeriği sıcak tutuyor olabilir.”

Fahri, “Dronlardan gelen verilere göre mağaranın derinliklerinde su kaynakları var gibi görünüyor. Bu, gezegenin yüzeyinin altında bir yer altı ısı kaynağı olduğunu gösterebilir.”

Ahmet, “Eğer gerçekten öyleyse, bu gezegenin yüzeyindeki yaşam koşulları hakkında düşündüğümüzden çok daha fazlasını bilmemiz gerekebilir,” diye ekledi.

İlerledikçe, mağaranın tavanında sarkıtlar ve duvarlarda dikitler belirmeye başladı. Bunlar, mağaranın uzun yıllardır aktif olduğunu gösteriyordu. Fahri, bu doğal oluşumları hayranlıkla inceledi ve elindeki cihazlarla ölçümler yaptı.

“Bunlar, yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca damlayan suyun birikmesiyle oluşmuş,” dedi Fahri. “Burada bir zamanlar aktif bir su döngüsü olduğunu gösteriyor. Belki de bu gezegenin yüzeyinde iklim değişiklikleri yaşandı ve suyun büyük kısmı yer altına çekildi.”

Ahmet, “O zaman burada bir yaşam formu bulma olasılığımız var,” dedi. “Yer altı su kaynakları ve sıcaklık, mikroorganizmalar veya başka basit yaşam formları için uygun bir ortam sağlayabilir.”

Tünelin derinliklerine doğru ilerledikçe, sıcaklık daha da arttı ve nem seviyesi yükseldi. İkisi de bu durumu dikkatle gözlemledi, çünkü bu, mağaranın daha önce karşılaşmadıkları bölgelerine girdiklerinin bir işaretiydi.

“Bu sıcaklık artışı, jeotermal aktivitenin bir işareti olabilir,” dedi Fahri. “Belki de bir yer altı lav akışı veya sıcak su kaynağına yaklaşıyoruz.”

Ahmet, “Her iki durumda da bu, gezegenin yer altı yapısı hakkında daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olacak,” diye yanıtladı. “Dronların topladığı verilerle birleştirerek, bu gezegenin jeolojik geçmişini daha iyi anlayabiliriz.”

Yolculukları sırasında mağaranın duvarlarında bazı garip işaretler fark ettiler. Bu işaretler, doğal değil, yapay gibi görünüyordu. Ahmet ve Fahri, bu işaretleri dikkatle inceleyerek fotoğraflarını çekti.

“Bu işaretler, burada daha önce yaşamış bir uygarlığın izleri olabilir,” dedi Ahmet. “Belki de bu mağara onların saklandığı veya ritüellerini gerçekleştirdiği bir yerdi.”

Yolculukları sırasında, tünelin duvarlarında eski yazılar ve semboller fark ettiler. Bu semboller, mağaranın eski zamanlardan kalma bir gizemi barındırdığını gösteriyordu. Ahmet, bu yazıların ve sembollerin fotoğraflarını çekerek belgeledi.

Yolun devamında, geniş bir galeriye ulaştılar. Galerinin ortasında büyük bir taş masa ve etrafında eski taş sandalyeler bulunuyordu. Bu alanın, eski bir toplantı ya da ritüel alanı olduğunu düşündüler. Fahri, dronları kullanarak galerinin her köşesini taramaya devam etti ve tavanın yüksekliğini ve genişliğini belirledi.

Araştırmalarına devam ederken, galeri duvarlarında gizli bir kapı fark ettiler. Kapı, dronlardan gelen verilerde bile görünmüyordu. Bu kapının ardında daha derin bir sır yattığını hissediyorlardı. Kapıyı açmak için birkaç dakika uğraştılar.

“Bu kapı oldukça sağlam ve korunaklı görünüyor” dedi Fahri, ancak çok ilginçti, kim bilir bir zamanlar kimlere ev sahipliği yapmıştı.

Ahmet ise “Bu kapıyı ancak güçlü bir alet ya da robot yardımıyla açabiliriz, eğer yapısına zarar vermeyeceksek.” Dedi.

Fahri, “Elbet bir yolu vardır.” Diyerek Togan ile bağlantıya geçti.

Yüzeyde araç içerisinde pilot ve destek robotlarıyla hazır bekleyen Togan yanıt verdi. “Yörüngede yer alan gemimizden çilingir ve kripto robotları yüzeye gönderiyorum.”

Yaklaşık yirmi dakika sonra yüzeye inen robotlar mağara içerisinde konumu belirlenen noktaya geldiler. Ahmet ve Fahri, robotları dikkatle izleyerek talimatlar verdi. Robotlardan biri, kapının kilidini açmak için ince ve hassas araçlar kullanarak çalışmaya başladı. Diğer robot ise kapının şifresini çözmek için gelişmiş algoritmalar kullanıyordu. Bu süreçte kapının çevresini dikkatle incelemeye devam ettiler. Kapının üzerindeki eski semboller ve işaretler, bu kapının ardında önemli bir şeyin saklandığını gösteriyordu. Fahri, kapının üst kısmındaki bir sembolü işaret ederek, “Bu sembolü daha önce başka bir bölgede de görmüştük. Belki de bu kapı, o zamanlar önemli bir merkeze açılıyor,” dedi.

Ahmet, “Bu sembollerin anlamını çözersek, kapının ardında ne bulacağımız hakkında daha fazla ipucu edinebiliriz,” diye yanıtladı.

Robotlar, birkaç dakika süren dikkatli bir çalışmanın ardından kapının kilidini ve şifresini çözdü. Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı ve içeriye hafif bir esinti doldu. Ahmet ve Fahri, ellerindeki fenerleri kullanarak içeriye doğru ışık tuttular.

Kapının ardında, daha önce gördüklerinden çok daha büyük ve etkileyici bir oda ortaya çıktı. Bu oda, duvarlarındaki detaylı oymalar ve parlak taşlarla süslenmişti. Odanın ortasında, büyük bir taş platform ve üzerinde antik yazılarla kaplı bir tablet bulunuyordu.

Ahmet, heyecanla, “Bu oda, belki de bu mağaranın kalbi. Burada çok önemli bilgiler bulabiliriz,” dedi.

Fahri, tableti dikkatle inceleyerek, “Bu yazılar, eski bir dilde yazılmış. Bu dili çözmek zaman alacak, ama burada çok önemli bilgiler saklanıyor olabilir,” diye ekledi.

Ahmet ve Fahri, odanın her köşesini dikkatle inceleyerek fotoğraflar ve notlar aldı. Tam o sırada kripto robotlardan biri tavanda yer alan ilginç şekillere lazer taramalar yaptığı sırada telemetride ani enerji dalgalanmaları meydana geldi. Ahmet, şaşkınlıkla durumu incelemeye başladı.

“Bu dalgalanmalar normal değil,” dedi Ahmet. “Bir enerji kaynağına yaklaşıyor olabiliriz.”

Fahri, robotun topladığı verileri inceledi ve “Burada bir tür enerji kaynağı veya cihaz olabilir. Telemetri verileri enerjinin git gide daha da yükseldiğini gösteriyor,” dedi.

Ahmet, robotların ekranlarına bakarak, “Ayrıca ortamın sıcaklığı da artıyor. Eğer bu hızla devam ederse birkaç on dakika sonra burada kalmak tehlikeli olabilir,” diye ekledi.

Özel ekipmanlı giysileri içerisinde terlemeye başladılar ve ortamın sıcaklığı gittikçe daha da rahatsız edici hale geldi. durumu daha fazla değerlendirmek için hızlı bir karar vermek zorundaydıylar.

“Burada uzun süre kalmamız mümkün değil,” dedi Fahri. “Bu enerji kaynağını hızla bulmamız ve kontrol altına almamız gerekiyor.”

Ahmet, “Robotlardan birini daha derine göndermeliyiz. Enerji kaynağının yerini belirleyip, yapısına göre ne yapacağımıza karar vermeliyiz,” dedi.

Fahri, robotlardan birine enerjinin en yoğun olduğu bölgeye ilerlemesi için talimat verdi. Robot, lazer taramalarını ve sensörlerini kullanarak hızlıca hareket etmeye başladı. Birkaç dakika içinde, robotun kameraları enerjinin kaynağına ulaştı: Parlak ve titreşimli radyoaktif bir kristal.

“İşte burada,” dedi Ahmet. “Bu kristal enerjinin kaynağı olmalı. Ancak, bu kadar güçlü bir enerji yaymasının sebebini anlamamız gerek.”

Fahri, robotun sensör verilerini inceleyerek, “Bu kristal, çevresindeki enerjiyi emiyor ve yoğunlaştırıyor olabilir. Kontrol edilmezse patlayabilir veya daha büyük bir enerji salınımı yapabilir,” dedi.

“Bu kristali buradan çıkarmalıyız,” dedi Ahmet. “Ama önce onu güvenli bir şekilde stabilize etmeliyiz.”

Robotlar kristale yaklaştıklarında giysi içerisinde ortalama sıcaklık elli dış ortamdaki sıcaklık ise iki yüz elli dereceye kadar yükselmişti.

“Oldukça yüksek sıcaklık ve ayrıca yüksek dozda radyasyon salınımı var, bir an önce buradan çıkmalıyız.” Dedi Fahri.

Ahmet, “Haklısın. Burada daha fazla kalmamız mümkün değil. Robotları bırakıp hemen geri çekilmeliyiz,” diye yanıtladı.

Ahmet ve Fahri, hızla çıkış yoluna yöneldiler. Bu sırada robotlar, kristalin çevresindeki enerji salınımını stabilize etmeye çalışıyordu, ancak artan sıcaklık ve radyasyon seviyesi işleri zorlaştırıyordu. Ahmet ve Fahri, giysilerindeki soğutma sistemlerinin sınırlarını zorladıklarını hissediyorlardı.

“Çabuk olmalıyız,” dedi Ahmet, ağır nefes alarak. “Güvenli bir mesafeye ulaşana kadar durmamalıyız.”

İkili, hızla mağaranın çıkışına doğru ilerlerken robotların topladığı verileri uzaktan izlemeye devam etti. Mağaranın içinde yayılan yüksek enerji dalgaları, yapının dengesini de tehdit ediyordu.

“Eğer kristalin enerjisi kontrol altına alınamazsa, tüm mağara çökebilir,” dedi Fahri. “Dışarı çıktığımızda derhal bir müdahale planı hazırlamalıyız.”

Sonunda mağaranın girişine ulaştıklarında, dışarıdaki soğuk hava onları rahatlatıcı bir serinlikle karşıladı. Ahmet ve Fahri, giysilerindeki soğutma sistemlerinin normale dönmesini beklerken derin nefesler aldılar.

“Tamam, buradan güvenli bir mesafeye ulaştık,” dedi Ahmet. “Şimdi, bu kristalin yarattığı tehlikeyi nasıl kontrol altına alacağımızı düşünmeliyiz.”

Fahri, “Öncelikle, gemiden daha güçlü analiz ekipmanlarını buraya getirmeliyiz. Kristalin yapısını ve nasıl stabilize edileceğini anlamamız gerekiyor. Ayrıca, buradaki yüksek radyasyon ve sıcaklık seviyelerini düşürmek için bir plan yapmalıyız,” diye ekledi.

Ahmet, “Gemideki ekipmanlar ve kaynaklarla bu sorunu çözebiliriz. Ancak hızlı ve dikkatli olmalıyız. Kristalin enerjisi, kontrolsüz bırakılırsa büyük bir felakete yol açabilir,” dedi.

Ahmet ve Fahri, gemiye dönerek kristalin enerjisini nasıl kontrol altına alacaklarına dair bir plan geliştirdiler.

Yarım saat sonra Mağara içerisine tekrar girip kristale temas ettiklerinde bir anda kendilerini yörüngede yer alan uzay gemilerinin içerisinde buldular.

“Aman tanrım, ne oldu bize böyle, acaba az önce yaşadıklarımız gerçek miydi?” dedi Fahri, şaşkınlık ve yorgunluk içinde.

O sırada Togan'ın iletişim ekranı aniden açıldı ve Togan’ın sesi yankılandı: “Merhaba, umarım iyisinizdir. Veriler, şu an yörüngede olduğunuzu gösteriyor. İletişim kopukluğundan dolayı benimle irtibata geçemeden buraya geldiniz herhalde. Tüm ekipmanı ve robotları yörüngeye gönderiyorum.”

Ahmet ve Fahri, birbirlerine bakarak yaşadıkları deneyimi anlamaya çalıştılar. “Bu gezegen esrarengiz şeylerle dolu. Yalnızca küçük bir cüzinde bile ne kadar ilginç şeyler var,” dedi Ahmet, yaşadıklarını hâlâ idrak etmeye çalışarak.

Togan, “Anladığım kadarıyla oldukça sıra dışı bir şeyler yaşamışsınız. Burada yörüngede sizi bekliyoruz. Ekipmanı gönderdiğimizde incelemelere başlayabiliriz,” dedi.

Ahmet, “Evet, Togan. Burada çok güçlü ve tehlikeli bir enerji kaynağı bulduk. Ancak, bu kaynakla ilgili daha fazla bilgiye ihtiyacımız var,” diye yanıtladı.

Fahri, “Evet, sıcaklık ve radyasyon çok yüksekti. Bu kaynağı daha fazla incelemeden orada kalmak çok tehlikeliydi. Yörüngede bu kristali ve diğer verileri daha güvenli bir şekilde analiz edebiliriz,” diye ekledi.

Ahmet, endişeyle, “Bu kristal çok tehlikeli. Onu gemiden uzak tutmaya çalışmalıyız. Eğer bu yapıya zarar verirse uzayda başka bir evimiz de olmayacak, kim bilir sonumuz da olabilir,” dedi.

Togan, “Anladım. Kristali güvenli bir şekilde izole edebileceğimiz bir bölme hazırlıyorum. Radyasyon ve enerji yayılımını kontrol altına almak için gerekli önlemleri alacağız,” diye yanıtladı.

Fahri, “Konteyneri hazırladım. Kristali dikkatlice yerleştireceğim. Herkes hazır mı?” diye sordu.

Ahmet ve Togan, hazır olduklarını belirterek onay verdiler. Fahri, kristali dikkatlice konteynere yerleştirdi ve konteyneri sıkıca kapattı. Togan, geminin güvenlik sistemlerini aktif hale getirerek kristalin yaydığı enerjiyi izlemeye başladı.

“Tamam, kristal izole edildi. Şimdi onu geminin en güvenli ve korunaklı bölmesine taşıyacağız,” dedi Togan.

Ahmet, “Güzel. Bu kristali incelemek için elimizde bolca veri var. Ama önce geminin güvenliğini sağlamalıyız,” dedi.

Fahri, “Tamam, bir an önce onu uzaklaştırmalıyız. Aklıma bir fikir geliyor. Gemi içerisinde yer alan araçlardan bir tanesine yerleştirerek bize bağlı ancak dış uzayda tutalım,” diye önerdi.

Ahmet, “Evet, bu mantıklı. Kristalin yaydığı enerjiyi gemiden uzak tutmak, güvenliğimizi sağlamak için en iyi yöntem olabilir. Hemen hazırlıklara başlayalım,” diye yanıtladı.

Togan, “Araçlardan birini hazırlıyorum. Kristali güvenli bir şekilde taşıyabilmek için gerekli ekipmanları da yerleştiriyorum,” dedi.

Ahmet ve Fahri, kristali dikkatle izole konteynerine yerleştirdikten sonra, Togan’ın hazırladığı araca taşımaya başladılar. Araç, geminin dışında, uzay boşluğunda güvenli bir mesafede kristali tutabilecek şekilde tasarlanmıştı. Araç, aynı zamanda kristalin yaydığı enerjiyi ve radyasyonu izlemek için gerekli sensörlerle donatılmıştı.

Fahri, “Aracın tüm sistemleri hazır. Kristali dikkatlice yerleştirip güvenli bir mesafeye çekebiliriz,” dedi.

Ahmet, “Tamam, kristali dikkatlice yerleştiriyorum,” dedi ve konteyneri araçtaki özel bölmeye dikkatlice yerleştirdi. Togan, aracın kontrol sistemlerini aktif hale getirerek kristali güvenli bir mesafeye yönlendirdi.

Araç, gemiden güvenli bir mesafeye ulaştığında Ahmet, “Tamam, kristal güvenli bir mesafede. Şimdi, yaydığı enerjiyi ve radyasyonu izlemeye devam edelim,” dedi.

Togan, “Aracın sensörleri kristalin yaydığı enerjiyi ve radyasyonu sürekli izliyor. Eğer herhangi bir tehlike işareti görürsek hemen müdahale edebiliriz,” diye ekledi.



 

0 Yanıt "Galaksi Federasyonu - Bölüm: 41 İdfüzzz yörüngesinde"

Yorum Gönder

Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...

Iklan Atas Artikel

Iklan Tengah Artikel 1

Iklan Tengah Artikel 2

Iklan Bawah Artikel