-->
Ben Hangi Diyardayım?

Ben Hangi Diyardayım?


“Dikaat” diyerek kıtayı selamlayan komutan Kaptan Mert’in gözlerine baktı.

“Nasılsın asker” dedi.

“Sağ ol” diyerek cevap verdi.

Birkaç gün önce…

Sevakin adasında mahsur kalan Kaptan Mert, Nergal tarafından uyulmuş ancak birkaç gün sonra vücudundaki nano robotlar aktifleşerek uyanmıştı. Gözlerini açtığında bir akasya ağacının altında yer alan çalılıklarla kamufle olmuş bir şekilde bulmuştu kendini. Ayağa kalkarak “Bana ne oldu?” diyerek üzerindeki tozları elleriyle silkeledi.

“Hey Neglon, beni sen mi uyuttun ve bunu neden yaptın.”

“Efendim parametrelerim sizin bu savaştan sağ çıkamayacağınızı öngördü, güvenliğiniz için sizi uyutarak koruma moduna aldım.” Şeklinde cevapladı.

“Şimdi ne var.”

“Enerji seviyem yüzde ikinin altında, anomali devrelerimde hasara sebep oldu, kendimi yenilemem birkaç elli yılı bulabilir, eğer yeterince şarj edebilecek enerji sağlanırsa belki bu işimizi görür, şimdilik analog mod aktif, bir sonraki acil çağrıya kadar uyku moduna geçiyorum.”

“Hey, Nergal, bana vermen gereken cevaplar var ve beni bu şekilde bırakamazsın….”

Bir süre Sevakin kumullarında yürüdükten sonra güneşin kavurucu sıcaklığında susuzluktan baygın bir halde yere yığıldı. O anda yakınlardan geçen bir bölük asker tarafından fark edilerek derhal at arabasına yerleştirildi. Askerler kışlaya doğru ilerlerken astsubay ve teğmen yolda buldukları garip kılıklı insan hakkında değerlendirmeler yapıyorlardı.

“Sizce düşman tarafından gönderilen casus olabilir mi komutanım, onu kışlaya götürmekle yanlış mı yapıyoruz.”

“Düşman askerine benzemiyor, muhtemelen Anadolu’dan ordumuza katılan muvazzaflardandır. Kim bilir o da rehin alınan diğer askerler gibi kaçmaya çalıştı.” Diye yanıtladı.

“Elinize geçen belgelerden bir iz var mı?” diye sordu, gözlerini çatık kaşlarının altından ona dikerek.

“Evet komutanım,” dedi diğer asker ve elindeki katlanmış belgeyi uzattı. “Bu askerin üzerinde bulundu. Ailesinin adresi ve birkaç kişisel not barındırıyor.”

Komutan belgeyi alıp dikkatlice inceledi. “Onu kurtarabilirsek bu bilgileri kullanarak bir şeyler öğrenebiliriz. Ailesi belki de düşman hattının gerisinde kalan köylerden birindedir. Şimdilik diğer yaralılarla birlikte revire gönderin. Kendine gelir gelmez sorguya alın.”

 

“Asker! Götürün!” emrini sert bir şekilde verirken, gözlerinde beliren endişe ve merak karışımı ifadenin farkında olmadan, acil bir durumun gölgesinde yapılması gereken daha pek çok iş olduğunu biliyordu.

Diğer askerler hemen harekete geçti ve yaralı askeri sedyeye yükleyerek çadırın dışına çıkardılar. Komutan, ellerindeki belgeleri bir kez daha dikkatlice inceledi ve diğer subaylara dönerek planlarını gözden geçirmeye başladı. Onun için savaşın her dakikası bir strateji gerektiriyordu ve düşmanın bir adım önünde olmak hayatî önem taşıyordu.

“Hazırlanın,” dedi, odada bulunan tüm gözleri üzerine toplayarak. “Bu gece bir keşif harekâtı düzenleyeceğiz.”

Subayların yüzlerinde bir anlık şaşkınlık belirdi, ardından hızla disipline geri döndüler. "Emredersiniz, komutanım," dediler hep bir ağızdan.

Komutan, masanın üzerine açtığı haritaya doğru eğildi. “Düşman hattının zayıf noktalarını belirlememiz gerekiyor. Şu bölge,” dedi, parmağıyla haritada bir yeri işaret ederek, “son günlerde hareketsiz. Bir pusu veya beklenmedik bir saldırı ihtimaline karşı dikkatli olmalıyız. Öncelikle burayı keşfedeceğiz.”

Subaylardan biri, “Eğer muhbirlerimiz doğruysa, bu bölgedeki düşman sayısı minimum seviyede, belki de tamamen terk edilmiş olabilir,” diye yorum yaptı.

Komutan başını sallayarak onayladı. “Bu da bizim için bir avantaj. Ancak en kötü senaryoya hazırlıklı olmalıyız. Düşmanın hamlelerini öngörebilmek adına elimizdeki her bilgiyi değerlendirmeliyiz.”

Bir diğer subay, “Keşif için kimleri görevlendireceksiniz komutanım?” diye sordu.

Komutan, gözleriyle odada bulunan askerleri süzdü. “Teğmen Suphi ve Çavuş Shekh öncülüğünde bir müfreze yeterli olacaktır. Sessiz ve çevik olmaları gerekiyor. Herhangi bir çatışmaya girmeden bilgi toplamalılar.”

Teğmen Kara, dimdik durarak, “Emredersiniz komutanım, hemen hazırlıklara başlıyoruz,” dedi.

Komutan, odadaki subaylara son bir kez bakarak, “Bu görev hepimiz için çok önemli. Bu gece elde edeceğimiz bilgiler, belki de savaşın seyrini değiştirecek. Hepinize başarılar diliyorum,” dedi ve odadan çıktı.

Dışarıda kara bulutlar toplanmaya başlamıştı. Havanın iyice karardığı bu saatlerde, kampın etrafında belirgin bir hareketlilik vardı. Askerler, verilen emirleri harfiyen yerine getirmek üzere hummalı bir çalışma içindeydiler. Komutan, keşfe gidecek müfrezenin hazırlıklarını izlerken bir yandan da aklında gece boyunca yapılacak planları ve stratejileri geçiriyordu.

Teğmen Suphi ve Çavuş Shekh liderliğindeki müfreze, sessiz adımlarla toplanma noktasında buluştuğunda komutanın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Ne olursa olsun, bu askerlerin azmi ve cesareti ona güven veriyordu. Gece karanlığında kaybolan müfreze, görevini başarıyla tamamlamak üzere yola çıktığında, komutan içinden bir dua mırıldandı. Gece, savaşın en karanlık yüzünü göstermeye hazırlanıyordu.

Gökyüzü giderek karardıkça, kamp içindeki sessizlik de artıyordu. Herkesin yüreği bir an bile durmayan keskin bir tedirginlikle doluydu. Kamptaki rüzgâr çadırların kumaşını hışırdatırken, gökyüzüne çıkan her türlü ses askerlerin tüylerini diken diken ediyordu. Keşif grubunun gidişiyle birlikte, kalanlar herhangi bir saldırıya karşı tetikte beklemeye başlamışlardı.

Komutan, elleri arkasında birleşmiş şekilde, kampın kenarına doğru yürüyordu. Gözleri ufuk çizgisinde, gitmiş olan müfrezenin döneceği yöne odaklanmıştı. Her şeyin sessiz ve kontrol altında olması gerekiyordu; ancak savaş alanında hiçbir şeyin kesin olmadığının farkındaydı.

Zaman ilerledikçe, kamptaki askerlerin yorgun gözlerinde sabırsızlık artmaya başlamıştı. Her saniye, müfrezenin onları sağ salim geri getireceği haberini aldıkları halde, kaygı da bir o kadar hızla büyüyordu.

Nihayet, gece yarısına doğru, keşif müfrezesi yorgun, bitkin ama başları dik bir şekilde kamptan içeri adım attı. Teğmen Suphi, komutana doğru hızla ilerledi ve elindeki haritalara işaretler eklenmiş yeni bilgilerle dolu bir zarf uzattı. "Bulduğumuz bilgiler burada, komutanım. Düşman güçlerinin tahmin ettiğimizden daha az sayıda olduğuna dair kanıtlarımız var, ancak yerleşik oldukları alan oldukça korunaklı."

Komutan, zarfı açarak içindekileri dikkatlice inceledi. "Anlaşıldı, bu bilgiler çok değerli. Ekip olarak gösterdiğiniz çaba ve cesaretten dolayı teşekkür ederim. Şimdi dinlenin, yarın sizi ve ekibinizi daha ayrıntılı bir bilgilendirmeye bekliyorum."

Teğmen Suphi, kısa bir selam vererek, yorgun adımlarla ekibinin yanına döndü. Komutan ise, elde edilen bilgilerle yalnız başına kaldı. Düşmanın zayıf noktasını belirlemek için çadırına doğru ilerlerken, zihninde yeni bir saldırı planı şekillenmeye başladı. Bu keşif, savaşın gidişatını belirleyecek önemli bir dönüm noktası olabilirdi. Şimdilik aklındaki tek soru, hazırladığı planın düşmanı nasıl şaşırtacağı ve onların zayıflıklarını nasıl en etkili şekilde kullanacağıydı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, askerlerin bir kısmının istirahat ettiği, komutanın ise düşman birliğine etkili bir darbe indirip esirleri kurtarabilmek için planlar yaptığı, nöbetçilerin kulelerde ve kapılarda göz açtırmadığı sıralardı, bir anda susturuculu silahlarla etkisiz hale getirilen muhafızların yerine düşman birliklerinden askerler sızarak kapıyı açtılar, sessiz sedasız askerlerini içeriye soktular, ardından cephaneliğe doğru gizlice ilerleyerek burayı imha ettiler, patlamanın etkisiyle karanlık bir anda aydınlanmaya, sessizlik ise şok dalgasının etkisiyle bozulmaya başladı. Çadırlarda İstirahatte olan birlik hemen fırlayarak silahlarına sarıldılar ancak çok geç kalmışlardı, düşman askerleri tarafından içeriye giren tanklar ve arkasında siper alarak ilerleyen piyadeler çadırları ve dikenleri dümdüz ederek, komutanın ana karargâh çadırına ilerlediler.

Bir anlık baskınla yok edilen kışla da güneş doğumuyla aydınlanan çevrenin hali içler acısıydı, ölü bedenler, yanmaya devam eden çadırlar ve yıkıntılar, savaşın acımasız yüzünü gözler önüne seriyordu. Komutan, Teğmen Suphi ve Çavuş Shekh başta olmak üzere birçok üst düzey asker düşman tarafından esir alınmıştı. Her yerden dumanlar yükseliyor, patlamaların bıraktığı kraterler kampın her yanına dağılmış durumdaydı. Gecenin karanlığında gerçekleşen bu ani saldırı, birliğin moralini derinden sarsmıştı.

Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, esir alınan askerler sıraya dizildi. Düşman komutanı, esirlerin önünde dikilerek alaycı bir şekilde konuşmaya başladı. 



0 Yanıt "Ben Hangi Diyardayım?"

Yorum Gönder

Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...

Iklan Atas Artikel

Iklan Tengah Artikel 1

Iklan Tengah Artikel 2

Iklan Bawah Artikel