Nedir Bu Gremlinler?
Gremlinler, insanlığın makineyle kurduğu ilişkinin kenarından sızan, teknik arızaların gölgesinde yaşayan hayali sabotajcılardır. Bir uçağın motoru, açıklaması zor bir anda öksürüp sustuğunda; bir telsiz, en kritik kelimenin tam ortasında cızırtıya dönüştüğünde; bir vida “mantıken” yerinden oynamaması gerekirken o gece sanki kendi iradesi varmış gibi gevşediğinde… işte tam o boşlukta gremlin düşüncesi belirir. Onlar, “olmaz” dediğimiz şeyin olduğu, “hesapta” dediğimiz ihtimalin gerçekleştiği, “tam da şimdi mi” diye haykırdığımız anların folklorik adı gibi çalışır. Gremlin, bir varlık olmaktan önce bir açıklama biçimidir: karmaşık sistemlerdeki küçük kusurların, insan zihninde bir karaktere dönüşmesi. Bu yüzden gremlinler tek bir yüz taşımaz. Kimi anlatıda küçük, sıska, sivri dişli bir yaratık; kiminde görünmez bir el; kiminde ise sadece bir fısıltıdır. Asıl sabit özellikleri, düzeni bozma iştahlarıdır: düzenli işleyen bir şeyin, en garantili görünen parçasını hedef alırlar. Çünkü gremlin mantığına göre “kolay bozulan şey” değil, “bozulması en saçma olan şey” daha kıymetlidir.
Gremlinlerin modern mitolojiye giriş kapısı çoğunlukla havacılık olur. Sözcüğün, özellikle Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) çevrelerinde pilot argosu olarak yaygınlaştığı; uçakların “açıklanamaz” arızalarını anlatırken bu hayali yaratıklardan söz edildiği anlatılır. Gremlin kavramının, uçak sabotajcısı anlamında RAF çevrelerinde 1920’lere uzandığı ve terimin basılı izinin 10 Nisan 1929 tarihli Aeroplane dergisinde yer aldığı bilgisi, çeşitli kaynaklarda ortak biçimde yer alır. O noktada gremlin, bir masal yaratığı gibi değil, “sistemde bir terslik var ve bunu kısa bir kelimeyle anlatmam lazım” ihtiyacının ürünü gibi görünür. Mekanik arıza, istatistik, yorgunluk, bakım hatası, üretim kusuru, hava şartları… bunların hepsi gerçek açıklamalardır. Ama hepsi uzun açıklamalardır. Savaşın, hızın, stresin ve ölümle komşu olmanın içinde zihin bazen uzun açıklamayı değil, kısa bir sembolü tercih eder. Gremlin, işte o semboldür.
Bu sembolün kökleri, kelime kökeni tartışmalarına da açıktır. “Gremlin” sözcüğünün etimolojisi kesin değildir; “goblin” gibi daha eski cin-peri anlatılarının çağrışımlarını taşıdığı düşünülür. Bazı etimoloji kaynakları, terimin erken basılı kullanımına ve RAF ağzındaki dolaşımına dikkat çeker. Oxford English Dictionary’de de “gremlin”in en erken kanıtının 1929’a dayandırıldığı belirtilir. Bu belirsizlik aslında gremlin fikrine yakışır: Kendi kökeni bile sisli olan, sisli yerlerde çalışan bir varlık. Gremlin anlatısı, tam da böyle bir belirsizliği sever; çünkü belirsizlik, ona yaşam alanı açar.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında gremlinler, yalnızca pilotların şakası olmaktan çıkıp kolektif bir masala dönüşür. Bir yandan propaganda afişlerinde “dikkat etmezsen gremlinler seni yakalar” türünden uyarı diliyle beliren, bir yandan da uçuş anlatılarında “suçlu” diye anılan yaratıklar haline gelirler. Bu dönemde gremlinler, teknik arızayı insansı bir niyete bağlayarak, korkuyu yönetmenin bir aracına da dönüşür. İnsan, korkuyu soyut halde taşımakta zorlanır; ama bir “fail” hayal ederse, o korkuyla konuşabilir. Faili olmayan felaket daha ağırdır; çünkü pazarlık edilecek kimse yoktur. Gremlin, pazarlık yapılabilen bir gölge düşman gibi çalışır: “Tamam, bugün sen kazandın ama yarın bakımımı daha sıkı yapacağım.” Böylece insan, kontrol duygusunu biraz olsun geri toplar.
Bu fikrin popüler kültüre sıçrayışı da ilginçtir. Roald Dahl’ın 1943’te yayımlanan The Gremlins adlı çocuk kitabı, gremlinleri RAF folklorundan alıp hikâyeleştiren erken ve önemli bir örnektir. Dahası, Walt Disney çevresinde bu hikâyenin filmleşmesi düşünülmüş, kitap Disney işbirliğiyle yayımlanmış, ancak film projesi çeşitli sebeplerle tamamlanamamıştır. Bu aşamada gremlin, savaşın metalik gerçekliğinden çıkar; masalın ve çocuğa anlatılan korkunun kıyısına yerleşir. Ve bu yerleşme, gremlinlerin asıl yeteneğini gösterir: biçim değiştirmek. Bir uçağın kanadında tel kesen küçük yaratık olarak başlayan şey, bir çocuk kitabında ormana ait, yuvası bozulan bir topluluğa dönüşebilir; bir afişte güvenlik uyarısı; bir askeri fıkrada günah keçisi; bir modern ofiste ise “yazılım gremlini” olabilir. Gremlin, çağın makinesine göre kıyafet değiştirir.
Peki gremlinleri “kim” yapan şey nedir? Onları sıradan bir “cin” ya da “goblin” anlatısından ayıran temel fark, doğrudan teknolojiyle ilişkili olmalarıdır. Eski folklorda cinler, periler, gulyabaniler çoğunlukla doğaya, eve, eşiğe, geceye, ormana bağlanır. Gremlin ise pervane sesine, yakıt kokusuna, kablo demetine, dişliye, rulmana bağlanır. Gremlinler, doğanın değil, insan yapımı karmaşıklığın içinden çıkar. Bu yüzden onları, “sanayi sonrası peri masalı” gibi düşünmek mümkündür: Modern insanın büyüsü, makinedir; makinenin laneti de arızadır. Gremlin, bu lanetin kişileştirilmesidir.
Gremlinlerin davranış repertuvarı da teknolojiye uygundur: kabloları keser, vidaları gevşetir, yakıt hattına pislik karıştırır, göstergeleri yanıltır, perçinleri oynatır, bir ayarı milim şaşırtır. En sevdikleri şey, çok küçük bir dokunuşla büyük sonuç üretmektir. Çünkü gremlin mantığı “kütle” ile değil “kaldıraç” ile çalışır: Küçük bir hata, karmaşık sistemde zincirleme büyüyebilir. Bu, modern sistemlerin gerçek bir özelliğidir. Uçak, otomobil, nükleer santral, uzay aracı, hatta bir yayıncılık sistemi: hepsinde küçük bir uyumsuzluk, büyük bir arızaya dönüşebilir. Gremlin anlatısı, bu gerçeği bir karaktere dönüştürerek akılda tutmayı kolaylaştırır.
Burada gremlinlerin psikolojik işlevi daha da belirginleşir. İnsan, hatayı kabul etmekte zorlanır. Özellikle savaşta, riskin yüksek olduğu mesleklerde “ben yaptım” demek yalnızca ego kırılması değil, bazen hayatta kalma düzenini bozan bir itiraftır. Gremlinler bu noktada bir “buck passing” mekanizması, yani sorumluluğu başka bir şeye atma dili olarak da çalışır. Bazı tarihsel yorumlar, gremlinlerin bu günah keçisi işlevine dikkat çeker. Ama bu, gremlinleri yalnızca bahane seviyesine indirgemez. Çünkü bazen bahane dediğimiz şey, insanın psikolojik dayanma kabiliyetidir. Gremlin, “hata yaptım” demenin yerine geçen bir maske olabilir; ama aynı zamanda “korkuyorum” demenin de yerine geçer. Zihin, çıplak duyguyu masalla kaplar. Masal, duyguyu taşınabilir hale getirir.
Gremlinlerin “ahlakı” da tek çizgi değildir. Bazı anlatılarda gremlinler kötü niyetli sabotajcılardır; bazı anlatılarda şakacıdırlar; bazı anlatılarda ise adeta doğanın teknolojiye verdiği bir ders gibidirler: “Her şeyi kontrol ettiğini sanma.” RAF anlatılarında gremlinlerin zaman zaman “tarafsız” eşek şakacılar gibi düşünülmesi, yani düşman tarafı da tedirgin eden bir tür kaos unsuru olarak görülmesi de kayıtlara geçmiştir. Bu tarafsızlık fikri, gremlinleri daha da ürkütücü yapar. Çünkü düşmanla pazarlık yapabilirsin; ama kaosla pazarlık olmaz. Gremlin, kaosun minyatür yüzüdür.
Zaman ilerledikçe gremlinler, yalnızca havacılığın değil, bütün teknolojinin sisli kenarlarına yayılır. 20. yüzyılın ortasında radar, telsiz, elektronik devreler; 20. yüzyılın sonlarında bilgisayarlar; 21. yüzyılda yazılım güncellemeleri, veri bozulmaları, “bug”lar, ağ gecikmeleri… Her yeni teknoloji katmanı, gremlinlere yeni oyun alanı açar. “Bug” kelimesinin yazılım hataları için kullanılmasının kendi hikâyeleri vardır; gremlin ise bunun folklorik kuzenidir: Bug teknik bir terimleşmeye giderken gremlin, hikâyeleştirmeye gider. Bug raporu yazarsın; gremlin hikâyesi anlatırsın. Biri mühendisin dili, öteki insanın dilidir. Ve insan dili, çoğu zaman hikâye ister.
Gremlinler ayrıca ölçek değiştirmeyi sever. Kimi zaman tek bir uçağın içine sızmış birkaç yaratık gibi anlatılırlar; kimi zaman bir hangarın, bir filonun, bir fabrikanın tamamında örgütlenmiş bir “gremlin topluluğu” gibi. Roald Dahl’ın anlatısında gremlinlerin, yaşam alanları yok edildiği için sabotaja yönelmeleri gibi bir motivasyon düşünülür; yani gremlin, salt kötülük değil, bir tür “yerinden edilme” hikâyesine de dönüşür. Bu, gremlinleri düz bir canavar olmaktan çıkarıp, modern çağın kırılganlıklarına bağlar: İnsan, makine üretmek için ormanı keser; ormanın masalı gelip makineyi bozar. Burada gremlin, doğanın rövanşı gibi de okunabilir. Yani gremlinleri yalnızca metalin içindeki cinler olarak değil, insanın dönüştürdüğü dünyanın geri konuşması olarak da görebiliriz.
Şimdi gremlinleri daha “somut” bir şekilde tanımlamak gerekirse, onları dört katmanlı bir varlık gibi düşünebiliriz.
Birinci katman: Gremlin, teknik sistemlerin karmaşıklığının doğurduğu belirsizliğin personifikasyonudur. Sistem karmaşıklaştıkça, arızanın sebebi görünmezleşir. Görünmez sebep, görünmez fail çağırır. Gremlin, bu faildir.
İkinci katman: Gremlin, stres altındaki insanın psikolojik denge aracıdır. Suçluluk, korku, yorgunluk, kayıp… bunları taşımak zordur. Gremlin anlatısı, bu yükün bir kısmını masala devreder.
Üçüncü katman: Gremlin, kültürel aktarım aracıdır. Pilotlar arasında bir “meslek folkloru” üretir. Usta-çırak aktarımı gibi işler: “Bak evlat, şu cıvatayı sıkmazsan gremlin gelir.” Bu, teknik disiplinin hikâye diliyle öğretilmesidir.
Dördüncü katman: Gremlin, çağdan çağa evrilen bir popüler kültür karakteridir. Kitaplarda, filmlerde, çizimlerde farklı biçimlere girer; ama öz işlevi aynı kalır: arızanın, kazanın, hatanın “anlatılabilir” yüzü olmak.
Bu dört katman üst üste geldiğinde, gremlinleri “kim” yapan şey netleşir: Gremlinler, makine çağının cinleridir. Ama “cin” derken doğaüstü bir varlığa iman etmek anlamında değil, insan zihninin sembol üretme gücü anlamında. Gremlinler, gerçekte var olmasalar bile, anlatıda var oldukları için etkilidirler. Çünkü insan dünyası, yalnızca maddeden oluşmaz; anlamdan da oluşur. Anlamı yöneten hikâyeler, bazen maddi dünyaya kadar uzanır. Bir pilot gremlinlerden söz ettiğinde, belki de daha dikkatli olur. Bir teknisyen “gremlin var” dediğinde, belki de arızayı daha geniş açıyla düşünür. Böylece hayali bir varlık, gerçek davranışı etkiler. Bu, mitlerin en eski numarasıdır: Gerçek olmayan bir şey, gerçek olanı şekillendirir.
Gremlinlerin görsel tasvirleri ise anlatıdan anlatıya değişir. Bazı çizimlerde küçük, yeşilimsi, sivri kulaklı, tırnaklı yaratıklar görürüz; bazılarında maymunsu, bazılarında cüce gibi, bazılarında adeta bir fare ile insan arası. Bu çeşitlilik, gremlinlerin “sabit biyolojisi” olmadığını gösterir. Onlar biyolojik değil, semiyotik varlıklardır; işaretlerden yapılmıştır. Yani gremlin, bir tür “arızanın şekli”dir. Arıza neye benziyorsa gremlin ona benzer. Elektrik arızasında kıvılcım gözlü olur; mekanik arızada yağ lekeli olur; yazılım arızasında görünmez olur. Hatta modern anlatılarda gremlinler bir “pencere açılırken kapanan uygulama” gibi soyut davranışlara bile indirgenebilir.
Gremlinlerin sevdiği yerler de bu yüzden belirgindir: bağlantı noktaları. Kablonun fişe girdiği yer, iki parçanın buluştuğu eklem, bir sistemin başka sisteme devrettiği sınır. Sınırlar, mitolojide hep tehlikelidir; eşik, kapı, kavşak, köprü… Gremlinler için de eşik, teknolojinin eşiğidir. Çünkü arıza çoğu zaman sınırda çıkar: veri aktarılırken, basınç dengelenirken, yakıt beslenirken, yazılım güncellenirken. Gremlin, sınır yaratığıdır. Bu yüzden onlara “eşik bozucuları” demek de mümkündür.
Bir de gremlinlerin “insanla ilişkisi” meselesi var. Gremlinler insanı sevmez mi? Nefret mi eder? Eğlenir mi? Burada kesin bir cevap yoktur; çünkü gremlin anlatısı, insanın kendi kendine anlattığı bir aynadır. Bazı hikâyelerde gremlinler insana diş biler; çünkü insan makineleriyle dünyayı ele geçirirken, görünmez düzenleri bozar. Bazı hikâyelerde gremlinler insanın kibriyle dalga geçer: “Sen mi her şeyi hesapladın? Hadi bakalım.” Bazı hikâyelerde gremlinler, “çok ciddiye alınan” her şeye şaka yapar. Gremlin, ciddiyetin düşmanıdır. Bunu savaş folklorunda da görürüz: ölümün kıyısında yaşayan insanlar, bazen hayatta kalmak için ciddiyeti kırmak zorundadır. Gremlin, o kırığın adıdır.
Modern çağda gremlin metaforu, sadece makinelerde değil, organizasyonlarda da kullanılır. Bir projenin tam teslim gününde dosyanın bozulması, e-postanın gitmemesi, sunumun açılmaması… Bunlara “gremlin girdi” demek, teknik açıklama sunmaz ama duygusal açıklama sunar: “Bu kadar emek verdik ve en son anda görünmez bir el geldi.” İşte gremlin, görünmez elin folklorik ifadesidir. Burada da insanın çaresizliği konuşur. Çaresizlik konuştuğunda, dil masallaşır.
Gremlinleri yalnızca “arıza” ile sınırlamak da eksik olur. Çünkü gremlin anlatıları, aynı zamanda merak, dikkat, disiplin, bakım kültürü gibi kavramları da taşır. “Gremlinler gelir” demek, bazen “önlem al” demenin hikâyeli hâlidir. Bir RAF hikâyesinde gremlinler, kabloları kesen yaramazlar olarak anılırken, aslında o hikâye uçuş güvenliği kültürünün bir parçası haline gelebilir. Bu, güvenlik uyarılarının masallaştırılmasıdır. Nitekim gremlinlerin güvenlik posterlerinde bir “tehlike simgesi” gibi kullanıldığı örnekler de bilinir.
Buradan çok ilginç bir yere varıyoruz: Gremlinler, gerçeğin düşmanı değil, gerçeğe giden yolun bekçisi gibi de davranabilir. Çünkü “gremlin var” dediğinde, zihin iki şey yapar: Birincisi, arızayı hafife alıp geçmez; ikincisi, arızayı tek bir nedene sıkıştırmadan düşünmeye başlar. Gremlin, tekil bir nedene kapıyı kapatır, çoklu olasılığa kapıyı açar. “Bir gremlin dokundu” dediğinde, “hangi noktadan sızmış olabilir?” diye sorarsın. Bu soru, gerçek bir teşhis sürecinin ilk adımı olabilir. Yani gremlin, bazen bilim dışı değil, bilim öncesi meraktır: “Burada bir şey var.” Merak, sonra ölçüme dönüşebilir.
Öte yandan gremlin anlatısı, tehlikeli bir rahatlama da üretebilir: Sorumluluğu hayali bir varlığa atıp ihmali sürdürmek. “Gremlin yaptı” deyip bakım yapmamak, hatayı tekrarlamak… İşte bu noktada gremlin masalının iki yüzü görünür. O, hem disiplin öğretmeni olabilir hem de tembellik maskesi. Bu çift yüz, gremlinleri insan psikolojisine daha da bağlar. Gremlinler, insanın hem en iyi bahanesi hem de en iyi uyarısı olabilir.
Gremlinlerin bugüne kadar canlı kalmasının sebebi de burada saklıdır. Çünkü modern dünya, gremlin üretmeye devam eden bir dünyadır. Her yeni sistem, her yeni bağlantı, her yeni güncelleme, yeni bir “beklenmedik davranış” doğurur. Ve beklenmedik davranış, hikâye ister. İnternette bir sayfa açılmaz, “sunucu hatası” dersin; ama o hatayı yaşadığın anın duygusu, bir “gremlin” kelimesine daha yakındır: sinir, şaşkınlık, çaresizlik. Gremlin, duygunun kelimesidir.
Peki gremlinler gerçekten “var mı”? Bu soru, gremlinleri yanlış yere çeker. Gremlin, fiziksel bir tür olarak değil, insan kültürünün bir organizması olarak vardır. Bir kelime olarak vardır; bir şaka olarak vardır; bir uyarı olarak vardır; bir masal olarak vardır; bir çocuk kitabı olarak vardır; bir sözlük maddesi olarak vardır; bir tarih yazısında vardır. Var olmak bazen “madde olmak” değildir; bazen “dil olmak”tır. Gremlinler dildir. Dile yerleşen şey kolay ölmez.
Son olarak gremlinleri, daha geniş bir mitolojik haritaya yerleştirebiliriz. İnsanlık, her çağda açıklayamadığı şeye bir yüz vermiştir. Eski çağda fırtınaya tanrı demiş, hastalığa cin demiş, kuraklığa lanet demiş. Modern çağda ise arızaya gremlin demiş. Bu, insanın değişmeyen refleksidir: bilinmeyeni, anlatılabilir hale getirmek. Gremlinler bu refleksin metalik çağdaki çocuklarıdır. Ve onların kim olduğu sorusunun en dürüst cevabı şudur: Gremlinler, bizim “kontrol” inancımıza musallat olan küçük hikâye yaratıklarıdır. Kontrolün olduğu yerde mutlaka kontrolün sınırı da vardır. Gremlin, o sınırın adıdır.
0 Yanıt "Nedir Bu Gremlinler?"
Yorum Gönder
Lütfen Etik Kurallara ve Kamu haklarını göz önünde bulundurarak yorum yapınız...